Darwinizm Neden İlkel Bir Teoridir?

Darwinizm döneminde, bilimsel olanaklar o kadar geri, bilgisizlik o kadar yaygındı ki;

  1. Canlı hücre, içi su dolu bir torbadan ibaret, basit bir yapı zannediliyordu.
  2. Bilim adamları, hücrenin kompleks yapısından ve DNA’nın varlığından haberdar değillerdi.
  3. Yaşamın devamını mümkün kılan ve her biri mükemmel birer tasarımın eseri olan moleküler mekanizmalar tanınmıyordu.
  4. Yaşamın, ciltler dolusu ansiklopediyi dolduracak miktarda bilgiye dayandığı bilinmiyordu.
  5. Anormal doğan bebekler, annelerinin doğum sırasında kapıldığı korkuların bir sonucu zannediliyordu.
  6. Bir bölgede toprağın sabanla sürülmesinin, o bölgede iklimi değiştireceğine inanılıyordu.
  7. Uzayı renksiz bir sıvı olan eterin kapladığı düşünülüyordu.
  8. Birkaç nesil kolları kesilen insanların çocuklarının bir süre sonra kolsuz doğacağına inanılıyordu.

Darwinizm’in ortaya çıktığı bu ilkel bilim ortamı, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlanan bilimsel bulgularla son buldu. Elektron mikroskobunun ve ışınlı tarama cihazlarının geliştirilmesiyle birlikte, bilim adamları yaşamı çok yakından inceleme imkanı buldular. Hücrenin kompleks yapısının, sahip olduğu hücre zarı, mitokondri gibi sistemlerin tesadüflerle oluşamayacağı anlaşıldı. Yaşamın yüklü miktarda genetik bilgiye ve indirgenemez komplekslikte moleküler mekanizmalara dayandığı ortaya konuldu. Bilim adamları, yaşamın temelinde DNA isimli molekülün bulunduğunu keşfettiler. Bu molekül, dünyanın en gelişmiş veri saklama sistemlerinden daha mükemmel özelliklere sahipti. Hem bedenin yapısına ait bilgiyi saklayabiliyor, hem de bu bilgiyi bir “bilgisayar” gibi işleyebiliyordu. İnsanın tek bir hücresindeki DNA molekülünde, tam bir milyon ansiklopedi sayfasını veya başka bir deyişle yaklaşık 1000 kitabı dolduracak miktarda bilgi bulunduğu hesaplandı.

Günümüzde, modern bilimin deney ve gözlemleri sonucunda Darwinizm’in iddialarının gerçek dışı olduğu anlaşılmıştır. Ancak halen bazı kimseler tüm bu gelişmeleri göz ardı ederek, Darwinizm’i körü körüne savunmaya ve Darwinizm’e adeta bir din gibi tapınmaya devam etmektedirler. Üstelik bu sapkın anlayışın yıkılmaması için son derece akıl dışı iddialar öne sürebilmektedirler. Temel iddiaları ise, -Darwinistlerin açıklayamadıkları her durumda sarıldıkları- canlılığın tesadüfen meydana geldiği iddiasıdır. Teorinin temelini oluşturan akıl dışı tesadüf açıklaması kısaca şu mantığa sahiptir:

Büyükçe bir kabı, çeşitli minerallerden oluşan bir toprak parçası ile doldurun, üzerine su ekleyin ve beklemeye başlayın…

Çok uzun bir süre geçtikten sonra;

  • Bu topraktaki atomların bir kısmı karar alarak, dünyanın en kaliteli kamerasından daha mükemmel bir görüntü sağlayıp kendini görmeye başlasa,
  • Topraktaki başka atomlar, beynin içinde kusursuz bir işitme sistemi oluşturarak, kendi oluşturduğu sesleri duymaya başlasa,
  • Toprağın diğer bir parçasındaki atomlar da sıcağı, soğuğu, sertlik duygusunu algılayacak bir sistem oluştursa ve kendini hissetmeye başlasa,
  • Diğer bir grup atom, farklı bir karar alarak koku alma sistemini oluştursa ve kendini koklamaya başlasa,
  • Toprağın içindeki farklı atomlar ise bir araya gelip günümüzde bile sırları çözülememiş konuşma sistemine sahip olup, buna bir de ileri düzeyde bilgi ekleyip bir doçent veya profesör seviyesinde konuşmalar yapsa ve kendisi ile ilgili düşünse…
  • Ve bunların tümü tesadüfen gerçekleşse(!)…

Tabi ki, değil bunların hepsinin gerçekleşmesi ve bir canlının meydana gelmesi, söz konusu canlının tek bir hücresinin bile bu şekilde oluşması imkansızdır.

Şuursuz, kendi varlığından bile haberi olmayan atomlar, tesadüflerle, müzikten zevk alan, türlü türlü yiyeceklerin lezzetlerini bilen, dokunan, hisseden, düşünen, plan yapan, hatıralarını zihninde canlandıran, gülmekten, eğlenmekten, neşeli ortamlardan zevk alan, daha sayılabilecek yüzlerce özelliğe sahip olan insanlara ve bir araya gelerek kendi yapısını inceleyip-araştıran bilim adamlarına dönüşemez.

Darwinizm’in iddia ettiği gibi, tesadüfler sonucu hiçbir atom, en güzel şekilde adeta paketlenmiş meyveleri, çeşit çeşit renk ve kokularıyla, yeryüzünde yaşamın var olabilmesi için çeşitli özelliklere sahip bitki ve hayvanları, bu canlıların birbirinden farklı vücut sistemlerini oluşturamaz.

İlkokul seviyesindeki bir çocuğa dahi anlatılsa inandırıcı olmayacak, tamamen kör tesadüflere dayalı böyle bir teoriye dünyanın dört bir yanındaki “yetişkin” insanların, bilim adamlarının, hatta profesörlerin inanması çok etkili bir “büyü” olarak adlandırılabilir. Bu büyü, insanların Allah’a iman etmesini engellemek için var gücüyle çaba harcayan şeytanın, yaşamakta olduğumuz ahir zamanda evrim teorisini kullanarak kitlesel anlamda insanlıkla alay etmesi olarak değerlendirilebilir.