20 Milyon Yaşındaki Örümcek Fosili ve Evrimin Olanaksızlığı

Manchester Üniversitesi’nden Dr. David Penney, Dominik Cumhuriyeti’ne 2003 yılında yaptığı bir ziyaret sırasında reçine içinde bir örümcek fosilini buldu. Fosil üzerinde daha sonra gerçekleştirdiği araştırmalar ise şaşırtıcı bir bulgu ortaya koydu. Örümcekten iki minik damla kan yirmi milyon yıl boyunca bozulmadan kalmış, günümüze ulaşabilmişti. Böylece Penney’nin fosili, kan içeren ilk örnek olarak literatüre geçti.

Bilim çevrelerinde heyecan uyandıran fosil… Bilim adamları daha ileri araştırmalar için örümcek fosilinin kanından DNA elde edebilmeyi umduklarını açıklamışlardır. İçindeki kan örneğiyle bir ilk olan örümcek fosilinin bilim çevrelerinde ne denli büyük bir heyecana sebep olduğu, fosili bulan Dr. Penney’nin ifadelerinden de açıkça anlaşılmaktadır:

“İçinde tek bir örümcek barındıran bir tutam reçinenin günümüzden yirmi milyon yıl öncesine bir pencere açabilecek olması harika… Örümceğin bedeninin reçinedeki kana göre pozisyonunu analiz ederek nasıl öldüğünü, o anda hangi yöne gitmekte olduğunu ve hatta hangi hızda hareket ettiğini dahi bulmamız mümkün olabilecek”.

Evrimci Bir Bilim Adamının İtirafı

“Bazı insanlar fosillerin, Darwin’in hayatın tarihi hakkındaki görüşlerine kanıt olduğunu zanneder. Oysa ki bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir.” (Dr. David Raup (Chicago Doğa Tarihi Müzesi, Jeoloji Bölümü Başkanı) SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland)

Örümcek Fosilinden Evrim Teorisine Darbe

  1. Detayları Paleontology bilimsel dergisinde (2005, cilt. 48, bölüm 5) yayınlanan fosil bulgusu, örümceklerin yirmi milyon yıllık geçmişi hakkında çok önemli bir başka bilgi de sağlamaktadır: Söz konusu örümcek, günümüzde Güney Amerika’da yaygın olarak bulunan Filistitatidae örümcek ailesine ait ve yaşamakta olan örneklerinden farksız. Bu ise onu bir “yaşayan fosil” yapmaktadır.
  2. Yaşayan fosiller, günümüzdeki örnekleriyle fosil örnekleri arasında farklılık bulunmayan, dolayısıyla türlerin milyonlarca yıl boyunca hiçbir evrim geçirmediği gerçeğine ayna tutan kanıtlardır. Bu yönleriyle evrim teorisine ağır bir darbe oluşturmaktadırlar.
  3. Evrim teorisi, ancak değişen çevre şartlarına uyum sağlayabilen canlıların hayatta kalacağını, hayali birtakım rastlantısal değişimlerin etkisiyle canlıların bu süreçte başka canlılara evrimleşeceğini iddia etmektedir. Yaşayan fosiller ise teorinin türlerin zaman içinde değişen şartlara göre değişim geçireceği iddiasının asılsız bir hikayeden ibaret olduğunu ortaya koymaktadır.
  4. Penney’nin örümcek fosili de evrim teorisine tüm bu gerçekler doğrultusunda son bir darbe oluşturmuştur. Çünkü bu fosil, örümceklerin yirmi milyon yıl gibi çok uzun süre boyunca dahi çevre şartlarındaki değişimden etkilenmediklerini, anatomik özelliklerini aynen koruduklarını kanıtlamaktadır.

Rakamlarla Örümcek Dünyası…

  • Kapı tuzaklı örümcekler, yaptıkları yuvada 10 yıl boyunca yaşayabilirler. Bütün ömrünü bu karanlık tünelde geçiren örümcek hemen hemen hiç dışarı çıkmaz. Avını yakalamak için kapağı açtığında bile, arka ayaklarını yuvadan çıkarmaz.
  • Örümcek ipliklerinin kimyasının anlaşılması için yapılan araştırmalar sırasında iplikler, örümceklerden özel makineler sayesinde sağılır. Böylece örümceklere zarar vermeden hayvan başına günde 320 metre ipek (yaklaşık 3 miligram) elde edilebilmektedir.
  • Boyları 2.5 – 3 cm kadar olan Güneybatı Afrika’da Namibia çölünde yaşayan bazı örümcek türleri, saniyede 2 metre gibi oldukça büyük bir hıza erişebilirler. Bu hızın tam olarak anlaşılması için şöyle bir örnek verilebilir. Örümceklerin tekerlek şekline getirdikleri gövdelerinin devir sayısı, saatte 40 kilometre hızla giden bir arabanın tekerleklerinin dönüş sayısı kadardır.
  • Örümcek ipeği kendi kalınlığındaki çelikten beş kat daha sağlamdır. Kauçuktan daha esnektir. Kendi uzunluğunun dört katı kadar uzayabilir ve son derece hafiftir. Bunu şöyle bir örnekle de açıklayabiliriz:Dünyanın çevresini dolaşacak bir örümcek ipliğinin ağırlığı sadece 320 gramdır. (“Structure and Properties of Spider Silk”, Endeavour, Ocak 1986, sayı 10, s. 42)

Başka Yaşayan Fosil Örnekleri Var mıdır?

Yaşayan fosiller sadece böceklerle sınırlı değildir ve tarihte yüz milyonlarca yıl geriye uzanan, çok daha eski örnekler mevcuttur. Yaklaşık dört yüz milyon yıllık olduğu halde hiçbir değişim izi ortaya koymayan köpek balığı ve Coelacanth fosilleri gibi. Eldeki bu yaşayan fosiller, evrim teorisinin değişim senaryosunu yalanlayan çok çarpıcı bir tablo çizmektedir. Öyle ki, evrimci bir yayın olan Focus dergisi, yaşayan fosiller hakkında 2003 yılında yayınladığı bir dosyada, hamam böceği ve archaebakterilerden örnek vererek, şu itirafı yapmak zorunda kalmıştır:

“Evrim çizgisinden bakıldığında, bu tip organizmaların mutasyona uğrama olasılığı, diğerlerine göre çok daha yüksek. Çünkü, her yeni nesil, DNA’nın kopyalanması demek. Milyonlarca yıl süresince kopyalama işleminin kaç kez yapıldığını düşününce, ortaya çok ilginç bir tablo çıkıyor. Teoride, değişen çevre koşulları, düşman türler, türler arası rekabet gibi çeşitli baskı unsurlarının doğal seçime neden olması, mutasyona uğramış avantajlı türlerin seçilmesi ve bu türlerin, bu kadar uzun zaman içinde çok fazla değişikliğe uğraması gerekiyordu. AMA GERÇEKLER BÖYLE DEĞİL. Söz gelimi, hamam böceklerini ele alalım. Çok hızlı ürüyorlar, ömürleri de kısa, ama yaklaşık 250 milyon yıldan beri aynılar. Daha çarpıcı bir örnek ise archaebakteriler. Tam 3.5 milyar yıl önce, dünya henüz çok sıcakken ortaya çıktılar, günümüzde de Yellowstone Milli Parkı’ndaki kaynar sularda yaşamaya devam ediyorlar.” (Evrimin Çıkmaz Sokakları: Yaşayan Fosiller, Focus, Nisan 2003)

Focus dergisinin açıklamasında da görüldüğü gibi, yaşayan fosillerin ortaya koyduğu gerçekler karşısında evrimci çevreler dahi sessiz kalamamış ve evrim iddialarının geçersizliğini ve bilim dışı olduğunu itiraf etmişlerdir.

Yaşayan Fosiller Birer Yaratılış Delilidir

Son bulunan örümcek fosili, evrim teorisini destekleyen bazı bilim çevrelerinin şu gerçeği bir kez daha görmesini sağlamıştır: Evrim teorisi, türlerin doğa tarihi hakkında yazılan, ancak bu alanda elde edilen bilimsel bulgularla kesin olarak çürütülen hayali bir hikayeden ibarettir.

Türler günümüzdeki beden yapılarına tesadüfi bir değişim sürecinden geçerek ulaşmamışlardır. Aksine yaşayan fosiller, ortaya çıktıkları günden günümüze değin geçen sürede hiçbir değişikliğe uğramamışlardır. Sürekli değişimi öngören evrimi değil, canlıların ayrı ayrı yaratıldıklarını ve hiç değişmeden günümüze ulaştıklarını ortaya koyan yaratılış gerçeğini gözler önüne sermektedirler. Yaşayan fosiller, birer yaratılış delilidirler. Allah milyonlarca canlı türünü mucizevi bir biçimde yoktan yaratmıştır. Tüm canlı türlerini kusursuzca var etmiştir ve canlılar yeryüzündeki varlıkları boyunca hep yaratıldıkları şekilde yaşamışlardır. Allah’ın yaratma ilmi bir ayette şöyle bildirilmiştir:

Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş’e, Ay’a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir. (Araf Suresi, 54)

Kan Pıhtılaştıcı Yerine Örümcek Ağı

Günümüzde kullanılmakta olan kan pıhtılaştırıcı sargı bezlerinin faydalarının yanı sıra birçok dezavantajı da bulunmaktadır. Örneğin soğuk ortamda tutulma zorunluluğu ve kısa raf ömürlerinin olması bunlardan birkaçıdır. Ağır yaralanmalarda kullanılacak etkili sargı bezleri geliştirmek üzere araştırmalar yapan bir Amerikan firması, tüm dezavantajlara rağmen örümcek ağından yararlanarak bu sorunu çözmüştür.

Yaptıkları araştırmalar sonunda sargı bezinin üzerine serpilmiş bulunan toz halinde bir madde geliştiren firmanın bildirdiğine göre bu madde insan bedeninin akan kanı pıhtılaştırmak için salgıladığı fibrinojen maddesinin bir türüdür. Ancak yara tozunun temel bileşenlerinden bir diğeri ise oldukça dikkat çekicidir: Örümcek ipeğinde bulunan bir protein. (Technology Review, Ekim 2001)

Örümcek ağından elde edilen sentetik tozun en önemli özellikleri ise zaman içinde etkisini yitirmemesi ve buzdolabında saklanmayı gerektirmemesi.

Peki nasıl olmuş da birkaç santim boyundaki şuursuz örümcekler, faydalı alanlarda kullanılabilecek benzeri üretilemeyen maddeler üretmiş ve bunları insanların kullanımına sunmuştur?

Kuşkusuz örümceklerin tüm bunları gerçekleştirecek bir güçleri ve karar verme mekanizmaları yoktur. Tüm bu özellikleri yaratan ve örümcekleri insanların yararına sunan sonsuz yaratma ilmine sahip olan Yüce Allah’tır.