Evrimci Düşüncenin Mesnetsiz Temelleri

Genler ve Davranışlar Arasında Bağlantı İddiaları Geçersizdir

Gen aldatmacası, topluma sunulan yüzü ile perde arkasındaki gerçek karakteri açısından önemli bir tezat ortaya koymaktadır. Gazetelerini okuyan ve TV haberlerini izleyen insanlara, ‘alkolizm geni’, ‘şizofreni geni’ gibi hayali kavramların, bilimsel deneylerle ispatlanmış gerçekleri yansıttığı telkin edilir. Oysa bunlar, deneysel kanıtlarla doğrulanmış gerçekler olmaktan tamamen uzaktırlar. Bu iddiaların bilim dünyasında hiçbir kalıcılıkları bulunmamaktadır; ömürleri saman alevi gibidir. Bunları reklam amacıyla abartan gazetelerin manşetlerinde parladıktan kısa bir süre sonra söner giderler.

Evrimci bilim dergisi Science’da bu konuyla ilgili olarak yayınlanan “Genler ve Davranış” başlıklı makalede şunlar ifade edilmektedir:

Bilim adamları belli genlerin veya kromozom bölgelerinin davranış özellikleriyle bağlantılı olduğunu tekrar tekrar iddia ettiler ama elde ettikleri bulgulara [başka çalışmalarda] yeniden ulaşılamaması üzerine bunları geri çekmek durumunda kaldılar… Bu iddiaların hepsi büyük coşkuyla ilan edildi; hepsi popüler medyada sorgusuz sualsiz selamlandı ama hepsi artık itibardan düşmüş durumda.” (C. Mann, “Genes and behavior,” Science 264; 1687 (1994), s.1686 -1689)

Genlerin İnsanı “İnsan” Yapan Bir Niteliği Yoktur

İnsanı “insan” yapan özelliği, üstün bir akıl sahibi olmasıdır. Genlerin ise bu özelliği meydana getirici hiçbir gücü bulunmamaktadır. Genler; DNA’da bulunan ve adenin, guanin, sitozin ve timin gibi moleküllerden meydana gelen zincirlerdir. Bu moleküller, düşünemeyen, hissedemeyen varlıklardır. İnsan aklının bu genlerden kaynaklandığı inancı tamamen akıl dışıdır ve hiçbir bilimsel dayanağa sahip değildir. Nature dergisinde yayınlanmış olan bir kitap tanıtımında konuyla ilgili olarak şu ifadelere yer verilmiştir:

… Genlerin nasıl akıl ürettiğini açıklayabilir miyiz? … Bu kitaba göre genler beyni inşa ediyor. Ve bu beyinler esnek olmak ve öğrenmek için tasarlanmışlar. Ancak genlerden sıçrayarak akla gelmek dolaylı bir açıklama. Bu soru şu anda cevaplanamamakta ve bu cevabın nereden geleceği de tam olarak belli değil.” (Anthony P. Monaco, “A recipe for the mind,” Nature 427, 681 19 Şubat 2004)

Dolayısıyla insanın karakter özelliklerinin sadece genlerden kaynaklandığı inancı da bilimsel olarak dayanaksızdır. Science makalesinde bu gerçek şöyle ifade edilmektedir:

Genler ve çevre arasındaki etkileşim, popüler medyada ‘kavgacılık genleri’, ‘zeka genleri’ gibi kavramlarla yaygınlaştırılmış halinden çok daha karmaşıktır… Genlerin etkisini gösteren veriler, aynı zamanda genetik olmayan faktörlerin de son derece etkili olduğuna işaret etmektedir.” (C. Mann, “Genes and behavior,” Science 264; 1687 (1994), s.1686 -1689)

Gen aldatmacası ile ilgili bir çelişki de insanın gen sayısında ortaya çıkmaktadır. “İnsan Genomu Projesi”nde tespit edildiği kadarıyla, insanların sadece 30.000 kadar geni bulunmaktadır ve bu sayı solucandaki gen sayısının ancak üçte birine denk gelmektedir. Eğer tüm insan özellikleri birer genden ortaya çıkıyorsa o zaman insanla solucan arasındaki ansiklopedileri dolduracak kadar fazla olan farklılık, bu kadar az sayıda genle nasıl açıklanabilir? Elbette açıklanamaz. Celera Genomics’in yöneticisi ve ünlü genetikçi Craig Venter da “Genler bizi biz yapan şeylerin tümünü açıklamaz” diyerek bu gerçeği kabul eder. (Keay Davidson, “No Easy Link Between Genes, Behavior; DNA Studies Dash Quest for Easy Answers; Genome’s link to behavior hard to prove”, The San Fransisco Chronicle, 13 Şubat 2001)

Davranış ve Genler Arasında Bağlantı Kuran Çalışmalar Bilimsel Olarak Güvenilmezdir

Genler ve davranışlar arasında bağlantı iddiaları, bazı bilim adamlarının, topladıkları verileri kendi ön yargıları doğrultusunda “derleyip düzenleyerek” etki oluşturma çabalarından ibarettir.

Örneğin bir araştırmacı, insan davranışlarının gezegenlerin hareketlerinden kaynaklandığına dair akla uygun olmayan bir inanç besliyorsa, birtakım insanları test edebilir ve Satürn ve Jüpiter’in konum haritalarına bakarak gezegenlerin konumuyla bu kişilerin davranış özellikleri arasında paralellikler olup olmadığını araştırabilir. Bunların sonucunda “Satürn kavgacılık gezegenidir”, “Jüpiter yeniliklere açık olma gezegenidir” türünden iddialarla ortaya çıkabilir. Ancak yaptığı bu ölçüm ve ilişkilendirmeler, gezegenlerin insan davranışlarını belirlediğini kanıtlamayacaktır.

Ayrıca insan davranışları son derece komplekstir ve bunların en gelişmiş psikolojik testlerle dahi ölçülmesi neredeyse imkansızdır. New Scientist dergisinde Karen Schimidt imzasıyla yayınlanan makalede bu konuyla ilgili olarak şu ifadeler yer almaktadır:

Davranış, göz rengi gibi kalıtsal özelliklerin aksine, bilimsel olarak tanımlanması ve ölçülmesi zor bir şeydir. Birçok davranışsal özellik birbirinden az derecelerle çeşitlilik gösterir -insanlar çok utangaç, çok sosyal olabilir, ama aynı zamanda bunun ikisi arasında bir yerde de olabilir-. Ve bu çeşitliliklerin en gelişmiş psikolojik testlerle dahi ölçülmesi neredeyse imkansızdır.” (Karen Schmidt, “It was my genes, guv”, New Scientist, vol 156 issue 2107 – 8 Kasım 1997, s. 46)

Davranışın ölçümü neredeyse imkansız ise, bunun genlerle bilimsel olarak sağlam temellerde ilişkilendirilmesi ‘tümüyle’ imkansızdır. Çünkü genler binlerce sayıdadır ve üstelik birbirleriyle kompleks bir etkileşim içindedirler. Genler üzerinde var olan bilgi, kodladıkları proteinin aminoasit dizilim bilgisinden ibarettir. Hiçbir genin üzerinde hangi davranışı kontrol ettiği yazmamaktadır. Durum böyleyken “A davranışı X geni tarafından kontrol edilmektedir” gibi yaklaşımların herhangi gerçekçi bir zemine oturtulamayacağı açıktır.

Sonuç

Saint Michael College Psikoloji Bölümü araştırmacıları Stanton Peele, Morristown, NJ ve Richard DeGrandpre’nin de belirttiği gibi: “Genetik araştırma, bilimin elbisesini giymiş olsa da, [Gen aldatmacasıyla ilgili] bu başlıkların çoğu gerçek değil, reklam amaçlı abartılardır.” (Stanton Peele, Morristown, NJ ve Richard DeGrandpre, “My Genes Made Me Do It”)

İnsanı adeta “genlerinin etkisinde bir kukla” olarak tasvir eden bu bilim dışı yaklaşım, materyalizmin toplum için ne kadar yıkıcı olabileceği konusunda bir uyarı olarak alınmalıdır. Çünkü ‘alkolizm geni’, ‘şizofreni geni’, gibi uydurma kavramlar insanlara olumsuz yönde telkin yapar. Kendine ve çevresine davranışlarıyla zarar veren birisi, “Ben bundan kurtulamam, bunu bana genlerim yaptırıyor” şeklinde bir yanılgıya kapılabilir. İnsanların “genetik alkolikler, genetik hırsızlar, genetik şizofrenler” olarak nitelendirilmesi ayrımcılığa da yol açar.

Moleküllerin insan davranışlarını meydana getirdiğine inanmak, insanların eski çağlarda mutluluk, bereket vs. için taştan tahtadan oyma putlar önünde eğilip kalkma sapkınlığından farksızdır. İnsanın kişiliği, madde üstü bir kavramdır. Davranışlarının kaynağı ise, Allah’ın kendisine kazandırdığı vicdan ve nefsidir. Vicdanına göre hareket eden kişi doğru yoldadır. Nefsine uyarak kontrolsüzce davranan ise, her türlü sapkınlığı yapmaya açıktır. İnsanın kötülüklerden uzaklaşması ancak, Allah’a samimi yakınlığı ile mümkün olabilir. Genlerinin bir kişiyi “kötü bir insan” yapması mümkün değildir. İnsanı kötü ve zararlı yapan, yalnızca nefsine uyan kişinin kendi kararı ve isteğidir.

Yüce Allah Şems Suresi’ndeki ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene’, Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.” (Şems Suresi, 7-10)