Gen Mühendisliği de Evrim Yok Diyor

Aşağıda bu yanılgılar açıklanmakta, genetik mühendisliğinin evrimcilerin iddialarını değil gerçekte Yaratılış Gerçeğini desteklediği ortaya konmaktadır.

  1. Evrimcilerin genetik mühendislik ile ilgili propagandası en baştan çürüktür. Bu çalışmaların malzemesi olan genler, son derece kompleks yapılarıyla evrimi yalanlamaktadır.Evrimciler, genetik mühendislikle ilgili iddialarında büyük bir çelişki ortaya koymaktadırlar. Genlerin farklı organizmalar arasında aktarılabilir olmasını evrimsel bir sürecin varlığına delil göstermeye çalışmaktadırlar. Gerçekte ise genler, böyle bir sürecin yaşanmadığının en kuvvetli kanıtlarından biridir.Genler, organizmaya ait özelliklerin bilgisinin, özel bir şifre sistemiyle kayıtlı olduğu molekül zincirleridir. Bu zincirlerin halkalarını, isimlerinin baş harfleri olan A, T, G, C ile ifade edilen ve alfabenin harfleri gibi genetik bilgiyi kodlayan moleküller meydana getirmiştir. Bir geni oluşturan nükleotidlerde meydana gelecek bir sıralama hatası, o geni tamamen işe yaramaz hale getirecektir. Sadece tek bir gen üzerindeki özel dizilim dahi, evrim teorisinin dayandığı tesadüf kavramını kesinlikle yalanlamaktadır. Evrimci bir biyolog olan Frank Salisbury bu durumla ilgili olarak şunları söyler:

    Orta büyüklükteki bir protein molekülü, yaklaşık 300 amino asit içerir. Bunu kontrol eden DNA zincirinde ise, yaklaşık 1000 nükleotid bulunacaktır. Bir DNA zincirinde dört çeşit nükleotid bulunduğu hatırlanırsa, 1000 nükleotidlik bir dizi, 41000 farklı şekilde olabilecektir. Küçük bir logaritma hesabıyla bulunan bu rakam ise, aklın kavrama sınırının çok ötesindedir.” (Frank B. Salisbury, ‘Doubts about the Modern Synthetic Theory of Evolution’, American Biology Teacher, Eylül 1971, s. 336)

    Dahası, evrimcilerin asıl olarak genlerin ilk olarak nasıl meydana geldiklerini açıklamaları gerekmektedir. Ancak evrim teorisi, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda bunun açıklamasını yapabilmiş değildir.

  2. Evrimci yayınlar, ortak yapılar olan genlerin “ortak atayı kanıtladığı” propagandasını yapmaktadırlar. Halbuki ortak yapılar, ortak köken göstergesidir, dolayısıyla ortak ata ‘kanıtı’ değildirler.Ortak genlerin farklı organizmalar arasında aktarılabilir olması, objektif olarak ‘ortak köken’ göstergesi olarak kabul edilebilir. Ortak köken, Yaratılış Gerçeğiyle tamamıyla uyumlu bir gözlemdir. Çünkü tüm canlıları Allah benzer yapılarda yaratmıştır. Bu konuyu daha iyi açıklamak için günlük hayattan bir benzetme kullanabiliriz: Ortak yapıların farklı tipte tasarımlarda paylaşılması günümüz teknolojisi ile üretilmiş tasarım ürünlerinin başta gelen niteliklerindendir. Örneğin bujilerin, farklı tipte otomobil motorları arasında aktarılıp monte edilmesi mümkündür.Evrimciler, ortak köken gözlemini ortak ata varsayımının bir kanıtı olarak sunmakla toplumu kasıtlı olarak yanıltmaktadırlar. Darwinist çizgide yayın yapan TV kanallarında bunun örneklerine sık sık rastlamak mümkündür. Buralarda yayınlanan belgesellerde yorumu alınan Darwinist laboratuvar araştırmacıları, canlılar arasında genleri nasıl aktarabildiklerini açıkladıktan sonra ‘bunu yapabiliyoruz çünkü kullandığımız canlılar ortak bir atadan evrimleşmişlerdir’ masalını anlatmaktadırlar. Böylece kendi varsayımları doğrultusunda yaptıkları yorumu, bir kanıt gibi anlatarak izleyenlerini yanıltmaktadırlar.

    Gerçekte ise ortak köken, evrimcilerin ortak ata varsayımına ispat oluşturmamaktadır. Bu konuda ortaya koyabilecekleri hiçbir bilimsel delil yoktur. Hatta moleküler biyoloji bunun imkansızlığını açıkça sergilemiş durumdadır. Bujilerin farklı model otomobillerde paylaşılması, bujinin ya da otomobillerin maddenin evrimleşmesiyle ortaya çıktığını kanıtlamamaktadır. Aynı şekilde, genlerin farklı organizmalar arasında aktarılabilir olması da biyolojik yapıların tesadüflerle ve amaçsız doğa olaylarıyla evrimleştiğini kanıtlamamaktadır. Canlı yapılarındaki benzerliğin sunduğu tek sonuç, Allah’ın, tüm canlıları benzer yapılarda yaratmış olduğu gerçeğidir.

  3. Gen mühendisliği ile geliştirilen organizmaların, evrimi doğruladığı yanılgısıEvrimcilerin, laboratuvar ortamında genlerine müdahale edilen organizmaların gelişimini, örneğin bazı bitkilere böcek ve hastalıklara karşı direnç kazandırılmasını teorilerine kanıt oluşturuyormuş gibi kullanmaları, göz boyayıcı bir propagandadan ibarettir.Evrim teorisi, canlılardaki değişimin hiçbir bilinçli faktör olmaksızın, tesadüfi doğa olaylarıyla kendiliğinden gerçekleştiğini iddia eder. Genetik mühendislik çalışmalarında elde edilen değişimlerin sebebi ise evrim teorisinin varsaydığı bilinçsiz sebeplerden tamamen farklıdır.

    Bilim adamları, genleri belli bir amaç doğrultusunda yönlendiren, ‘bilinçli bir düzenleyici’ konumundadır. Bu insanlar, hücrenin işleyişi hakkında yıllarca eğitim alarak bilgi sahibi olmuşlardır. Çalışmalarının tüm aşamalarını bir planlama doğrultusunda gerçekleştirmekte, kontrollü müdahalelerde bulunmaktadırlar. Dahası bu tür çalışmalar özel laboratuvarlar, teknolojik aletler kullanılarak, tamamen özel olarak tasarlanmış ortamlarda yürütülmektedir.

    Bir benzetme yapacak olursak, evrimci bir bilim adamı, eğer deniz kenarında rastladığı kumdan bir kalenin doğal sebeplerle ortaya çıktığına inanıp bunu bilimsel bir iddiaymış gibi öne sürecek olsa, deniz ve rüzgar gibi faktörlerin bu kaleyi nasıl meydana getirmiş olabileceğini açıklamalıdır. Eğer bu açıklamayı rüzgar ve denize dayandırmak yerine kendisinden biraz ileride kumlarla oynayan çocukların hünerlerine dayandırırsa, bu açıklaması geçerli sayılmayacaktır.

    Nitekim biyoloji profesörü William D. Stansfield, kendisi bir evrimci olmasına karşın, bu gibi çalışmaların evrim kanıtı olamayacağını –laboratuvarda hücre sentezleme çalışmalarından verdiği örnekle – şöyle kabul etmiştir:

    Yaratılışı savunanlar, bilimin basit kimyasallardan gerçekten canlı meydana getirebileceği günü iple çekmişlerdir. İddia etmektedirler ve bunda haklıdırlar ki, böyle bir yaşam-formu insan yapımı olarak bile üretilebilse, bu, doğal yaşam formlarının benzer kimyasal evrimsel süreçlerle geliştiğini kanıtlamayacaktır.” (William D. Stansfield, Professor of Biological Sciences, California Polytechnic State University, ‘The Science of Evolution,’ [1977], Macmillan: New York NY, 1983, Sekizinci baskı, s. 10–11)

    Bundan da anlaşıldığı gibi tamamen kontrollü ve yüksek teknoloji ile donatılmış ortamlarda, kimi zaman yüzlerce bilim adamının yıllarca süren çalışmalarıyla sürdürülen genetik mühendisliği evrime delil değildir. Genetik mühendislerinin başarıları, canlıların evrimcilerin iddia ettiği gibi başıboş tesadüflerle meydana gelmesinin mümkün olmadığını göstermektedir.

  4. Gen mühendisliğinin ‘Yaratma’ olduğu yanılgısıAllah’ın varlığını inkar eden materyalistler genetik mühendisliği çalışmalarını ateizm propagandasında kullanmakta ve bunları ‘yaratma’ olarak yorumlamaktadırlar. (Allah’ı tenzih ederiz)Burada ateistlerin kavramamakta ısrar ettiği şey, ‘yaratmanın’ ‘yoktan var etme’ anlamına geldiğidir. Yaratmak Allah’a mahsustur. Gen mühendisliği çalışmalarında bilim adamları canlıların, Allah tarafından yaratılmış genleri üzerinde değişiklikler yapmakta veya bunları canlılar arasında aktarmaktadırlar. Bu çalışmalarda canlıları geliştirmek için kullanılan genetik bilgi, canlılar aleminde zaten mevcut olan bilgiden alınmaktadır. Örneğin bilim adamları, denizanasının genini bir zebra balığının DNA’sına yerleştirerek bu balığın ışık saçmasını ya da keçinin DNA’sına örümcek geni yerleştirerek keçi sütünden örümcek ipliği üretilmesini sağlayabilmektedirler. Ancak ortaya çıkan canlılar görünürde yeni birtakım özelliklere sahip olsalar da, burada kesinlikle yeni genetik bilgi var olmamış, sadece, zaten mevcut halde bulunan bilgi canlılar arasında ortam değiştirmiştir.

Genetik Mühendisliği Çalışmaları Yaratılış Gerçeğini Destekler

Evrimcilerin genetik mühendisliğiyle ilgili propagandası geçersizdir. Tam aksine, bu alandaki çalışmalar, ortaya koydukları planlanmış kontrollü ortamlar ve amaçlı değişimlerle Yaratılış Gerçeğine destek olurlar. Bilim adamları gelecekte bir gün, bir canlıyı köklü bir şekilde yeniden tasarlayabilmeyi başarsalar da bu durum değişmeyecektir. Moleküler biyolog Michael Denton, bu gerçeği şöyle ifade eder:

Gelecekte eğer gen mühendisleri canlı sistemleri, proteinden bütün organizmaya kadar, köklü bir şekilde yeniden tasarlamayı başarabilirse, bu sadece, temel alt sistemlerin çoğunda neredeyse kesinlikle programlanmış eş zamanlı değişimler gerektirecek olan, bilinçli olarak yönlendirilmiş değişimler yoluyla olacaktır.” (Michael Denton, Nature’s Destiny, Free Press, 1998, s. 32)