Darwinizm bilimle değil, telkinle savunulur

Bugün dünya üzerinde insanların büyük bir kısmı Darwinizm’i bilimsel bir teori olarak tanır. Oysa Darwinizm, bilim ve mantıkla asla bağdaşmayan, tüm dünyaya telkin yoluyla kabul ettirilmeye çalışılan batıl bir dindir.Bu dinin ilahı “tesadüf”tür. Darwinizm’i savunanlar evrendeki her şeyi, galaksileri, yıldızları, güneşleri, gezegenleri tesadüflerin meydana getirdiğine inanırlar. Aynı şekilde Dünya’nın, Dünya üzerindeki canlı cansız tüm varlıkların “tesadüf”ün eseri olduğunu iddia ederler. Bu din, geçmiş dönemlerden kalma efsanelerde yer alan sapkın inançlara sahiptir. Mantıksız ve inanılması imkansız olayların mucizevi şekilde meydana geldiğini ve bu sayede tüm varlıkların oluştuğunu savunur.

Darwinizm’in bilimsel gerçeklerle taban tabana zıt bir inanç olduğunu canlılığın oluşumu ile ilgili iddiasını inceleyerek daha iyi anlayabiliriz.Bilindiği gibi tüm canlılar hücrelerden oluşur ve hücrelerin yapı taşı da proteinlerdir. Bizim bedenimizi oluşturan maddenin büyük bir kısmı da proteinlerdir. Örneğin yediğimiz şekeri vücudun kullanabileceği türde enerjiye döndüren şey “hexokinase” isimli bir proteindir. Derimiz, “kollajen” ismi verilen çok miktardaki proteinden oluştur. Bir ışık demeti gözümüzdeki retina tabakasına çarptığı zaman ilk olarak “rodopsin” isimli bir proteinle tepkimeye girer. Kısacası vücudumuzun tüm fonksiyonları birbirinden farklı işlevleri olan proteinlerin varlığı sayesinde gerçekleşir.Ancak Darwinistler birbirinden farklı ve çok önemli görevleri olan bu proteinlerin tesadüfen oluştuğunu iddia ederler. Bunun ne kadar mantıksız ve bilime zıt bir iddia olduğunu aşağıdaki bilgilerden görebiliriz. Faydalı bir proteinin meydana gelebilmesi için 3 temel şart vardır:

1. Protein zincirindeki bütün amino asitlerin doğru çeşitte ve dizilimde olmaları.

2. Zincirdeki bütün amino asitlerin sol-elli olmaları.

3. Bu amino asitlerin, birbirleri arasında yalnızca “peptid bağı” denilen özel bir kimyasal bağ ile bağlanmış olmaları.

–       Tek bir proteinin oluşması için DNA gerekir
–       Protein olmadan DNA oluşamaz
–       DNA olmadan protein oluşamaz
–       Protein olmadan protein oluşamaz
–       Tek bir proteinin oluşması için 60 ayrı protein gerekir
–       Bu proteinlerin bir tanesi bile eksik olsa protein var olamaz
–       Ribozom olmadan protein oluşmaz
–       RNA olmadan da protein oluşmaz
–       ATP olmadan protein oluşmaz
–       ATP’yi üretecek mitokondri olmadan da protein oluşmaz.
–       Hücre çekirdeği olmadan protein oluşmaz
–       Sitoplazma olmadan da protein oluşmaz
–       Hücredeki organellerden bir tanesi eksik olsa protein oluşamaz
–       Hücredeki bütün organellerin var olması ve çalışması için de proteinler gereklidir
–       Bu organeller olmadan da hiçbir şekilde protein olmaz. 

Bu sistem, bir arada çalışmak zorunda olan iç içe bir sistemdir. Biri olmadan diğeri olamaz. Tek bir parçası var olsa bile, sistemin diğer parçaları olmadan bu parça hiçbir işe yaramaz.
Kısacası,
BİR PROTEİNİN VAR OLMASI İÇİN HÜCRENİN TAMAMI GEREKİR.Hücre, bugün incelediğimiz ve çok az bir kısmını anlayabildiğimiz mükemmel kompleks yapısı ile var olmadığı sürece, TEK BİR TANE BİLE PROTEİN MEYDANA GELEMEZ.

İşte evrimciler böyle olanaksız bir olayın gerçekleştiğine ve canlılık için gerekli proteinlerin kör, şuursuz tesadüflerin yardımı ile meydana geldiğine inanırlar. Kendileri inanmakla kalmayıp bu safsatalarla tüm insanları da kandırmaya çalışırlar.Böyle akıl ve mantık dışı iddialara inanan Darwinizm ile bilimsel alanda mücadele etmek mümkün değildir. Çünkü bilimsel gerçekler Darwinistler için bir şey ifade etmemektedir. Onlar “tesadüf” dedikleri sahte ilahın sonsuz bir akla ve sonsuz bir güce sahip olduğuna körü körüne inanmışlardır. Akıl ve mantıktan tamamen uzaklaşmış, en akılsız insanların bile inanmayacağı olayları tartışılmaz gerçekler olarak kabul etmişlerdir. İşte böyle bir mantığa sahip insanlara artık bilimsel gerçeklerin etki etmesi mümkün değildir.

Bunun pek çok örneğini vermek mümkündür. Örneğin evrimciler tüm canlıların ortak bir ataya sahip olduklarını ve birbirlerinden türeyerek bugünkü hallerine geldiklerini iddia ederler. Bunun için geçmişte milyonlarca ara aşamalı canlının yaşadığını söylerler. Ancak 150 yıldır yapılan araştırmalarda bu ara aşama canlılarına ait tek bir fosil, tek bir kalıntı bulunamamıştır. Yani fosil kayıtları böyle canlıların geçmişte yaşamadıklarını açıkça ortaya koymuştur. Ancak Darwinistler bilimin ortaya koyduğu bu gerçeği hep görmezlikten gelmişlerdir. Buradan da evrimcilere hangi bilimsel delil gösterilirse gösterilsin, bundan etkilenmeyecekleri anlaşılmaktadır. Hatta öyle ki evrimcilere 20 milyon yıllık homo sapiens (günümüz insanı) kafatası gösterilse ve evrimcilerin iddialarının aksine insanların milyonlarca yıl önce de bugünkü insanlardan farksız oldukları gösterilse, bundan bile etkilenmezler.Tüm bu örnekler bize Darwinizm savunucularının adeta büyülenmişçesine bir saplantı içerisinde olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Bu durumu “felsefi bir çıldırma” olarak tanımlamak dahi mümkündür. İşte bu yüzden Darwinizm ile felsefi alanda mücadele etmek, bu sapkın dinin fikri tutarsızlığını ve geçersizliğini insanlara göstermek şarttır. Dünya insanlarını, dinsizliğe sürükleyen evrimci telkinlerden kurtarabilmenin tek yolu budur.