Bu Canlılar Pusulasız Yön Bulabiliyor!

Manyetik pusulalar, dünyanın manyetik alanlarının yönlerini gösterirler, bu özellikleriyle de deniz yolculuklarında hayati önem taşımaktadırlar. En son yapılan araştırmalar ise bu konuda çarpıcı bazı gerçekleri ortaya koymaktadır. Bazı canlı türleri uzun deniz yolculuklarında “kendi pusulalarını” kullanmaktadırlar.

Doğadaki birçok canlı türü yuvalarının, avlarının ve göç etmeleri gereken bölgelerin yerlerini hiç zorlanmadan bulmaktadır. Bu durum canlıların vücutlarında kullandıkları bir çeşit manyetik pusula olduğu izlenimini vermektedir. Ancak elbette ki bu canlıların vücutlarında yön ve uzaklık tayin etmelerini sağlayan dijital dedektörler ya da pusulalar yoktur. Diğerlerinde olduğu gibi hücrelerden oluşmuş karmaşık organlar bulunmaktadır. İlerleyen satırlardaki örneklerde açıkça görüleceği gibi canlılardaki bu üstün sistemler bizlere onların tasarlanmış birer yaratılış harikası olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.

Kaplumbağalar Manyetik Alan Haritalarını Okuyabiliyorlar

Dünyanın çeşitli yerlerinde, topraktaki manyetik elementlerin yoğunluğu ve bu yoğunluğun yarattığı dünya yüzeyi ile kesişen açılar farklılık gösterir. Bir canlı bu değişiklikleri hissedebiliyorsa, bu onun harita üzerindeki enlem ve boylamları da bilebileceği anlamına gelmektedir.

Manyetik alan okuma, özellikle genç “Loggerhead Kaplumbağalar”ı (Caretta Caretta) için, çok büyük önem taşımaktadır. Bu kaplumbağalar yaşamlarını ancak Sargossa Denizi’ni çevreleyen bir dairesel sistem olan Kuzey Atlantik Dönencesi’nde sürdürebilmektedirler. Kuzey Carolina Üniversitesi’nden araştırmacılar yaptıkları deneyle kaplumbağaların bu dönencede kalmak için kendi manyetik ölçümlerini kullandıklarını ortaya koymuşlardır.

Araştırmacılar öncelikle kaplumbağaları bilgisayar kontrolünde manyetik alan içeren bir tanka yerleştirmişlerdir. Alanın manyetik eğimi dönencenin sınırındaki ile aynı olduğunda, kaplumbağalar dönencenin içine doğru yüzmeye başlamışlardır.

Farklı araştırmalarda tankın içindeki manyetik alan gücü de değiştirilmiştir. Alanın gücü dönencenin sınırı ile aynı olduğunda kaplumbağalar dönencenin içi zannettikleri bölgeye doğru yüzmüşler ve tehlikeli sınırdan uzaklaşmışlardır. Kaplumbağalar üzerinde yapılan bu çalışma bizlere bazı canlı organizmaların manyetik alan haritalarını okuyabildiklerini ve canlıların sahip oldukları bu olağanüstü algı mekanizmalarının tam anlamıyla bir tasarım harikası olduğunu ispatlamaktadır. Kuşkusuz kaplumbağalardaki bu kompleks yapının evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüfen oluştuğunu dile getirmek, gemilerde bulunan manyetik pusulaların da tesadüfen oluştuklarını iddia etmekten farksızdır. Bu kadar kompleks mekanizmaları oluşturması mümkün değildir.

Semenderlerin Mucizevi Dönüşleri

Yaşadığı bölgeden uzaklaştırılan semenderler, evlerine dönebilmek için manyetik bir harita kullanmaktadırlar. Bilim adamları, semenderin haritalama yeteneğinin, diğer türlerden farklı olduğunu belirtmektedir. Kırmızı benekli doğu semenderi, manyetik alandan elde ettiği harita bilgisinde, eşi görülmemiş türde bir işlem sergilemektedir. Her geçtiği yerde bu harita genişlemekte ve her bölgenin kendine has manyetik özellikleri eklenmektedir.

Semenderin içinde bulunduğu manyetik alan, vücudundaki kimyasal tepkimeleri harekete geçirebiliyor ve bu, bazı türlerde görülen biyokimyasal pusulanın temelini oluşturuyor. İşlem, görme duyularıyla da doğrudan ilişkili; dolayısıyla hayvanların manyetik alanı görebildikleri söylenebilir.

Yüce Allah, semendere yönünü rahatlıkla bulabilmesi için manyetik bir harita vermiş ve onu nasıl kullanması gerektiğini de ona ilham etmiştir.

Fokların Yön Bulduran Bıyıkları

Almanya’nın Bonn ve Ruhr Üniversiteleri’nden bir grup bilim adamı, foklar üzerinde yaptıkları çalışmada bu canlıların karanlık ya da bulanık sularda avlarını yakalayabilmek için bıyıklarından yararlandıklarını ortaya koydular. Buna göre foklar, işitme ve görme gibi duyu organlarını kullanamadıkları ortamlarda avlarını, balıkların su içinde yol alırken geride bıraktıkları çalkantılı izleri takip ederek bulmaktadırlar.

Bilim adamları, fokların bu yeteneğini belirleyebilmek için Henry ve Nick adlı iki erkek fok ve bir minyatür denizaltı kullanmışlardır. Minyatür denizaltının bıraktığı iz, 30 cm uzunluğunda bir balığın bıraktığıyla yaklaşık aynı ölçüdedir. İlk deneyi, içi bulanık deniz suyuyla dolu bir havuzda Henry ile gerçekleştiren araştırmacılar, fokun başına gözlerini tümüyle örten bir çorap geçirmişler, denizaltının sesini duymaması için kulaklarına kulaklık takıp başını da suyun 40 cm üzerindeki bir platforma yerleştirmişler. Denizaltının motorları durdurulduktan iki saniye sonra fokun başından kulaklıklar çıkartılmış, fok hemen suya dalıp önce havuzun ortasına yüzmüş, bıyıklarını öne doğru yöneltmiş ve yüzerken başını hafifçe sağa sola sallamaya başlamıştır. Bu sayede fok denizaltının pervanesinin bıraktığı ize rastlar rastlamaz aracın gittiği yöne dönmüş ve saniyede 2 m. hızla iz sürmeye başlamış. Deneylerde gözleri bağlı olan fok 256 defa denizaltıyı bulmuştur. Ancak araştırmacılar Henry’nin burnuna, bıyıklarını örtecek bir çorap geçirdiklerinde fok tüm denemelerde hidrodinamik izi ıskalamıştır. Diğer fok üzerinde yapılan deneyde de aynı sonuca ulaşılmıştır.

Tüm canlılara ne yapmaları gerektiğini ilham eden ve onları üstün tasarım örnekleriyle yaratan Yüce Allah, fokları da yollarını bulabilmeleri için üstün özelliklerle yaratmıştır. Allah her şeyi bilen ve hikmetle yaratandır. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Bakara Suresi, 164)