RNA Yaratılış Gerçeğini Ortaya Koyuyor

RNA’nın protein sentezinde rol oynayan oldukça önemli bir organel olduğu dikkate alındığında, bu durumun da Darwinistler açısından büyük bir açmaz teşkil ettiği açıktır. RNA’nın yokluğu durumunda protein sentezi gerçekleşmeyecek, proteinler oluşmayacaktır. Yeni protein oluşumunun gerçekleşmemesi durumunda ise hücrenin varlığı söz konusu değildir.

RNA’nın hücre içerisindeki yerinin sabit olmaması ve hareketli olması ise; son derece mucizevi bir durumdur. RNA’nın hücre içerisindeki yerini ve hareketini bugün takip edebilmemiz 21. yüzyıl teknolojisiyle bile kısmen mümkün olabiliyorken; akıl ve şuurdan yoksun bir hücrenin milyonlarca yıl önce adeta kendi anatomisini ve yapısını inceleyip RNA’nın görevlerini belirlemesi, bu görevlerine uygun olarak ona bir yer verebilmesi ve bölünen her hücrede de -sürekli hareket eden bir organel olmasına rağmen- RNA’nın yerini hücre zarının dış çeperinde tutabilmesi gibi bir durum elbette mümkün değildir.

Bu ancak her şeyin bilgisine hakim, üstün akıl ve ilim sahibi olan Allah’ın yaratması ile mümkündür. Hücre içerisinde, RNA’yı var eden Allah, ona yapacağı tüm görevleri ilham etmiş ve o da itaat etmiştir.

“Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakim olan Allah’ı tesbih eder.” (Cuma Suresi, 1)

RNA, çekirdeğin içerisindeki DNA’dan aldığı genetik mesajı sitoplazmaya (hücrenin, çekirdeğin dışında kalan kısmı) taşır, burada mesaj tercüme edilir. Bu iki molekülün arasındaki farklar, görevlerini yerine getirmeleri için birer gerekliliktir. DNA hücre içinde kalıcı ve erişilebilir nitelikler taşıyan, kararlı bir bilgi saklama merkezidir. RNA ise genetik bilginin tercüme edilmesini sağlayan değişken bir taşıyıcıdır. Moleküler biyolog Michael Denton, Nature’s Destiny (Doğanın Kaderi) adlı kitabında, bu özelliklerin önemine şöyle dikkat çekmektedir:

“… tüm deliller, bunlarda [DNA ve RNA’da] meydana gelecek herhangi bir değişikliğin zararlı etkiler doğuracağını ve bilinen başka hiçbir polimerin DNA ve RNA moleküllerinin kimyasal ve fiziksel özelliklerine sahip olmadığını göstermektedir.” (a.g.e. s: 159)

Ayrıca tek şerit halindeki RNA, DNA çifte sarmalından çok daha esnektir. Bu özellik onun, kendi işlevi için önemli bir unsurdur. Görüldüğü gibi DNA ve RNA moleküllerinin her biri, kendi işlevleri için özel olarak yaratılmışlardır.

Yapılarındaki ufak gibi görünen farklılıkların her biri, görevleri açısından son derece önemlidir ve tüm bu detayların toplamı, kompleks bir düzenin parçasını oluşturur. Prof. Gerald L. Schroeder DNA-RNA mekanizmasındaki komplekslikten şöyle bahsetmektedir:

“Tek bir temel hücre yapısı, tek bir temel enerji kaynağı, tek bir organel kümesi bütün canlılarda ortaktır. Ve bu birliği düzenleyen tek bir sistem vardır; cansız işlenmemiş materyalleri alıp bunları yaşayan, düşünen, seçim yapabilen varlıklara dönüşecek şekilde organize eden DNA-RNA takımı. Bu ortaklığın insanın hayal gücünü zorlayacak derecede kompleks bir yapısı vardır.” (Gerald L. Schroeder, Tanrı’nın Saklı Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yayınları, İstanbul, 2003, s. 73)

Bu organizasyonu gerçekleştiren, ne DNA’dır ne de RNA. İnsanın bu sistem üzerinde hiçbir etkisi yoktur. İnsan, daha tek bir zerre iken Yüce Rabbimiz bu sistemi gözle görülmeyen bir boyutta insanın hücrelerine yerleştirmiş, yoktan var etmiştir. Allah’ın rahmeti ile kuşatılmış olan insan, herşeyde O’na muhtaç yaşamaktadır:

“De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed’dir (herşey O’na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.” (İhlas Suresi, 1-4)

Hücre içerisinde RNA’nın faaliyetlerini izleyebilmek, bugüne kadar mümkün değildi. Ancak; bilim adamları geliştirdikleri üst düzey bir mikroskop ve detektör sistemi sayesinde RNA’nın hücre içerisindeki hareketlerini gözlemlemeyi başardılar. Çıkan sonuçlar ise; bugüne kadar RNA hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimizi ve evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını ortaya koydu.

DNA ve RNA Kendi Görevleri İçin En İdeal Moleküllerdir

Bir hücrede, belli bir proteinin üretilmesi gerektiğinde, RNA polimeraz isimli bir enzim, hücrenin bilgi bankası olan DNA’ya gider ve DNA’dan üretilecek proteinle ilgili bilgileri bularak kendisine bir kopyasını alır. Ancak bazen proteinle ilgili bilgiler DNA’nın farklı bölgelerinde dağınık olarak bulunur. Bu nedenle, RNA polimeraz enzimi bilginin başladığı yerden bittiği yere kadar olan bölümün tamamını kopyaladığında, arada işine yaramayan yerleri de kopyalamış olur. Aralarda gereksiz bilgilerin bulunması ise, farklı ve işe yaramaz bir proteinin üretilmesine neden olacaktır. İşte bu aşamada “spliceosome” isimli enzimler RNA kırpılması denilen işlem için yardıma gelirler ve büyük bir ustalıkla yüz binlerce bilginin içinden gereksiz olanları adeta seçip çıkartarak, kalan zincirleri birbirlerine eklerler.