17 Mayıs 2010 Tarihli Sansürsüz Programına Cevap II

Bu, gerçekten de Darwinistler adına vahim bir durumdur. İdeolojileri uğruna Darwinistler, bilimsel gerçekleri reddetmekten ve kendilerini küçük düşürmekten çekinmemektedirler.

Şunu hatırlatmak gerekir ki demagoji, artık komik bir hal de aldığından, insanlar üzerinde eskisi gibi etki bırakmamaktadır. Darwinistlerin bu gerçeğe mutlaka dikkat vermeleri gerekmektedir. Darwin’in kabusu gerçekleşmiştir, FOSİL KAYITLARI EVRİMİ REDDETMİŞTİR.

Sansürsüz iddia 8: ‘’Ara form denilen fosiller geri alınıyor çünkü daha iyisi bulunuyor’’ iddiasının geçersizliği

17 Mayıs 2010 tarihli Sansürsüz programında oldukça ilginç bir iddia daha gündeme gelmiştir. Darwinist katılımcılar, hayali ata olarak gösterilen fosillerin zaman içinde geri alınarak literatürden çıkarıldığını kabul etmişler, fakat bunun gerekçesi olarak “daha iyisinin bulunduğunu” iddia etmişlerdir. Özellikle son birkaç yılda Darwinist yaygara yoluyla gündeme getirilen fosiller dikkate alındığında, evrimcilerin bu iddiası oldukça komik bir görünüm sergilemektedir.

Evrim aldatmacasının 150 yıllık tarihinde sürekli yenilenen bir süreç vardır. Bir fosil ortaya çıkarılır, fosil hakkında şaşırtıcı bir senaryo kurgulanarak bunun insanın atası olduğu iddia edilir, Darwinist basında bu hikaye süslü bilimsel kelimeler ve çizimlerle verilir, ardından da bu fosilin bir orangutana veya domuza ait olduğu anlaşılarak FOSİL ALELACELE SERGİLENDİĞİ MÜZEDEN ÇIKARILIR.

İnsan kafatasına yeni ölmüş bir orangutan çenesinin monte edildiği Piltdown adamı, bir yaban domuzu dişinden üretilerek kırsal alanda ailesiyle resmedilen Nebraska adamı bunun en ünlü örnekleridir. Darwinistler, sayısız sahtekarlık örneği sonucunda bütün hayali ata iddialarını geri çekmek zorunda kalmışlardır. Tarihte bilim literatüründen çıkarılan hayali “ata”ların sayısı oldukça fazladır.

Bu önemli yenilgiyi hazmedemeyen Darwinistler, söz konusu fosillerin literatürden çıkarıldıklarını, çünkü “daha iyisinin bulunduğunu” iddia etmektedirler. Oysa daha iyi dedikleri fosiller, büyük bir utanç içinde, diğer fosillerden çok daha kısa bir süre içinde geri alınan, Ida, Ardi, Aus. Sediba gibi son dönemin sahteliğiyle ünlü fosilleridir.

Darwinistler çaresizdirler. Ara form bulamamış olmanın ezikliği içindedirler. İşte bu sebeple bilimin ortaya koyduğu ve kendilerine sıkıntı veren gerçeklerden uzaklaşabilmek için mantıksız iddialarla demagoji yaparlar. Fakat bu demagoji artık insanları aldatamayacak kadar saçma boyutlara ulaşmıştır. Dünyaca tanınmış Darwinistler bile bunun utancını yaşamaktadır. Darwinistlerin artık kabul etmesi gereken, -zaten tüm dünyanın bildiği- bir tane bile ara fosil olmadığı gerçeğidir. Bunu açıkça kabul etmedikleri sürece, ideolojilerini ayakta tutmak adına, bu saçma iddialara devam etmek zorunda kalacak ve sürekli kendilerini küçük düşüreceklerdir.

Sansürsüz iddia 9: ‘’Evrime itiraz, standart bir psikolojik rahatsızlıktan kaynaklanıyor’’ iddiasının geçersizliği

Bu iddia, 17 Mayıs 2010 tarihli Sansür-süz programında Darwinist katılımcılar tarafından programın devam ettiği süre bo-yunca sıklıkla gündeme getirildi. Katılım-cılar, bir hissiyat duygusuyla evrime karşı gelindiğini, bu sebeple de “sürekli olarak karşı bir görüş ile karşılaştıklarını” iddia etmişlerdir. Oysa bu, tamamen gerçek dışı bir iddiadır.

Yaratılışı savunanların evrime karşı gelmelerinin tek sebebi, sebepleri:

  • Teorinin BÜYÜK BİR SAHTEKARLIK OLMASIDIR.
  • Evrim savunucularının 150 yıldır bir sahtekarlığın taraftarlığını yaparak insanları Allah inancından uzaklaştırmaları, BİR YALANI DAYATMA YOLUYLA İNSANLARA İNANDIRMAYA ÇALIŞMALARIDIR.
  • BİLİM TERSİNİ GÖSTERDİĞİ HALDE, sahte delillerle, sahte izahlarla ve doğrudan bilimi kullanarak BÜTÜN DÜNYAYI BİR DİKTATÖRLÜK BÜNYESİNDE ALDATMALARIDIR.

Çok defa dile getirmiş olduğumuz önemli bir gerçek söz konusu Darwinistlerin gözünden kaçmış görünmektedir: Eğer evrim gerçekten doğru olmuş olsaydı, eğer yeryüzünde evrimi destekleyen deliller var olsaydı, milyonlarca ara fosil bulunmuş, proteinin kendi kendine meydana gelebileceği ispatlanmış ve türlerin birbirine dönüşebileceği gösterilmiş olsaydı, o zaman Allah’ın evrimi vesile ederek canlıları yarattığını kabul edip bunu ilk destekleyenler YARATILIŞ SAVUNUCULARI OLURDU.

Eğer evrim gerçekten doğru olsaydı, bunun bütün delillerini dev boyuttaki kitaplarla tüm dünyaya gösteren, fosil kanıtlarını sergilerle insanlara sunan, bu gerçeği insanlara anlatabilmek için dünya çapında konferanslar düzenleyenler yine Yaratılışı savunanlar olurdu.

Eğer böyle bir delil olsaydı, buna evrimcilerden çok daha fazla sahip çıkan ve bunu en fazla gündeme getirecek olan da yine Yaratılışçılar olurdu.

Fakat yeryüzünde böyle bir delil yoktur. EVRİM TÜMÜYLE DELİLSİZDİR. Delilsiz olmasının yanı sıra bilimin her kolu ve bilimle ilgili her türlü konu evrimi sürekli olarak yalanlamaktadır. Kısacası BİLİM EVRİME KARŞIDIR. Dolayısıyla Yaratılış savunucularının itirazı, evrimcilerde olduğu gibi psikolojik bir rahatsızlıktan veya ideolojik bir hissiyat duygusundan kaynaklanmamaktadır.

İtirazın sebebi EVRİMİN BİR YALAN OLMASIDIR. BU YALANLA BÜTÜN DÜNYANIN ALDATILMASIDIR. BİR YALANLA İNSANLARIN ALLAH İNANCINDAN KASITLI VE ORGANİZE OLARAK UZAKLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILMASIDIR.

Bilimin getirdiği bütün deliller, Allah’ın yaşamı bir anda yarattığını ve yaratmakta olduğunu göstermektedir. Bilimsel deliller, Yaratılış’ın, Allah’ın Kuran’da haber verdiği şekilde, yani Rabbimiz’in “Ol” emri ile gerçekleştiğini teyid etmektedir. Bu gerçeği aslında tüm Darwinistler de görür. Dolayısıyla asıl ideolojik rahatsızlık içinde olanlar, bu açık gerçeği kabul etmek yerine evrim gibi akıl almaz bir yalanı canla başla savunuyor olmanın zorlu mücadelesi içinde olan Darwinist-lerdir. Bu kişiler birkaç 10 yıl içinde ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduklarını anlayacaklar ve böyle bir aldatmacanın peşinden nasıl gittiklerini, böyle bir kandırmacayı nasıl savunduklarını hayretle düşüneceklerdir.

Sansürsüz iddia 10: ‘’Deep impact’’ konusundaki iddiaların geçersizliği

Bir proteinin oluşumunun imkansız olduğunu gören Darwinistlerin ne kadar büyük bir panik ve huzursuzluk içinde olduklarına daha önce değinmiştik. Hayatın başlangıcı konusunda büyük bir yenilgi yaşayan Darwinistler, dünya şartlarında bunu sağlayamayacaklarını anlayınca “uzaya” sığınmışlardır. Deep impact, Dawkins’in savunduğu “hayat uzaydan geldi” masalına takılmış olan sahte bilimsel isimdir.

Darwinistler çaresizlikten umudu uzaylılara bağlamış durumdadırlar. Böy-lelikle hayatın başlangıcı teorilerine dair bütün sorunların hallolacağına inanmışlardır. Oysa ürettikleri bu yeni teoride, hala temel sorun olduğu gibi durmaktadır. Uzayda oluştuğu varsayılan ve kendi kendini kopyaladığına inanılan bu hayali ilk molekül NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR? Bu soru hala cevapsızdır.

Proteinlerin kompleksliği, kendi kendine oluşamayacak kadar olağanüstü birer yapı olmaları, Darwinistlerin canlılığın oluştuğunu iddia ettikleri dönemde atmosfer şartlarının iddialarını geçersiz kılması, atmosferde bol oksijen bulunmasının anlaşılması gibi faktörler, hayatın başlangıcını bir şekilde açıklayabileceklerine inanmış olan Darwinistlerin bu yöndeki tüm umutlarını tüketmiştir.

Bu sebeple uzaylılardan medet uman Darwinistler, bir anlamda açıklamasız kaldıklarını kabul etmiş konumdadırlar.Bunu mantıklı bir teori gibi sunmak gerçekten Darwinistler açısından içler acısı bir durumdur. Nitekim aynı çaresizlikteki Richard Dawkins söz konusu iddiayı savunurken, yaşamın uzayda bir yerde ÜSTÜN BİR AKIL TARAFINDAN YARATILDIĞI ihtimalini kabul etmek zorunda kalmıştır.

Uzay iddiası, Darwinizm’in bittiğinin delilidir. Bu iddia ile artık Darwinizm açıkça sona ermiştir. Çünkü bu bir çaresizlik itirafıdır. Hayatın başlangıcı konusundaki açıklamasızlık Darwinizm’i tüketip yok etmiştir. Tesadüflerdi, uzaydı derken Darwinistlerin daha fazla küçük düşebilecekleri saçmalıkta bir konu kalmamış gözükmektedir.

Burada mantıksızlığını anlattığımız bu iddiaların gerçek yüzünü elbette Darwinistler de bilmektedir. Ne kadar mantıksız bir iddiayı savunduklarının, ne kadar küçük duruma düştüklerinin elbette kendileri de farkındadırlar. Fakat ideolojileri uğruna küçük düşmeyi göze almaktadırlar. Çünkü canlılığın bir bilinç tarafından yaratıldığını kabul etmek, Allah’ın varlığını kabul etmelerini gerektirecektir. İşte asıl kabul edemedikleri, bütün bu mantıksız iddialarla asıl karşı çıktıkları gerçek budur. Oysa bilimsel delilleri inceleyerek Allah’ın Yüce Varlığını görmek çok güzel bir nimettir. Her bir Yaratılış harikası, doğadaki her bir mucize insana ayrı bir haz verir. Allah’ın izniyle içinde bulunduğumuz yüzyıl, tüm saçma iddiaların son bulduğu, Allah’ın Şanının yüceltildiği, bilimde çok güzel ilerlemelerin gerçekleştiği ve bilimsel tüm gelişmelerde Yaratılış gerçeğinin delillerinin ihtişamlı şekilde görüldüğü bir bilim ve inanç yüzyılı olacaktır.

Sansürsüz iddia 12: ‘’Ahlak kavramı zaten doğuştan var, fiilen var olan bir kavramı ihmal edemezsiniz’’ iddiasının geçersizliği

17 Mayıs 2010 tarihli Sansürsüz programında Darwinist katılımcılardan bir tanesi, ahlak kavramının canlılarda zaten var olan bir kavram olduğu, canlıların doğuştan buna sahip oldukları, dolayısıyla ahlaklı olmak için Allah inancına ihtiyaç olmadığı (Allah’ı tenzih ederiz) iddiasında bulunmuştur. Bunu delillendirmek için ise çeşitli canlılardaki fedakarlık örneklerini göstermiştir. Oysa bu konuda ciddi şekilde yanılmaktadır.

Yüce Allah insanları bir fıtrat üzerine yaratır. Bu fıtrat, Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirmiş olduğu en güzel davranış biçimi ve en güzel tavrı içerir. Dola-yısıyla insan, Allah’ın kendisine ilham ettiği vicdana göre hareket etme, yani fıtratına göre davranma özelliğine elbette sahiptir.

Fakat insan aynı zamanda nefsindeki bencil tutkularla birlikte yaratılmıştır ve nefis, Kuran’da bildirildiği gibi, “Rabbim’in kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir.” (Yusuf Suresi, 53)

İnsan, bu dünyada imtihana tabi olduğuna ve vicdanı iyi olanı kendisine ilham ederken, nefsi sürekli kötülüğü kendisine emrettiğine göre, bu dünyada bir seçim yapmak zorundadır.

İnsanın kötülüğü emreden nefsine uyması kolaydır. İnsan kendini bıraktığında, vicdanını köreltebilir, nefsinde zaten var olan bencillik, vefasızlık, kıskançlık, öfke gibi özelliklerin hemen pençesine düşebilir. Eğer bu kişi Allah’tan gereği gibi korkmuyorsa ve fikir sistemi, çevresi ve asıl olarak da inandığı ideoloji buna imkan veriyorsa, nefsinin pençesine düşmemesi için hiçbir sebep yoktur.

İşte Darwinizm, insanları bu yönüyle ahlak kavramlarından uzaklaştırır. Darwinizm’e inanan bir kişi, bütün insanların temelinde tesadüfen meydana gelmiş birer hayvan olduğuna, hatta bazılarının az gelişmiş olduğuna, bu hayatın da zayıfların elenmesi gereken bir savaş alanı olduğuna inanarak bir ideoloji geliştirir. Her Darwinist bu görüşte olmayabilir, fakat Darwinizm’in geliştirdiği fikir sistemi, kaçınılmaz olarak insanları böylesine vahşi bir bakış açısına yöneltir.

Böyle bir ortamda, tıpkı Darwinist ideolojinin tutkunu olduklarını açıkça ifade eden Hitler, Lenin, Stalin ve Mao’nun yaptıkları gibi, kitlelere zulmetmek, kitleleri katletmek, her türlü ahlak dışı kavramı makul görmek adeta normal hale gelir. Allah korkusu olmadığı sürece, ahlak çöküntüsü, düşmanlık, öfke ve kavga en son sınırına kadar gidebilir.

Güzel ahlaklı olmak ise; çaba, gayret, fedakarlık ve derin düşünme isteyen bir meziyettir. Vicdanını dinlemeyen, Allah’tan korkmayan kimse, bu meziyeti kesin olarak elde edemez. Allah’tan korkan bir insan, Allah’ın yarattıklarını seven insandır. Allah’ın beğendiği ahlakı beğenen bir insandır. Ve mutlaka vicdanının sesine göre hareket eden bir insandır. Bununla sınandığını, ahirette bu çabasının en güzel şekilde karşılık alacağını bilir. Bu yüzden her davranışına dikkat verir, yaşadığı her an, güzel ahlaklı olabilmek için çaba içinde geçer. İşte inançlı bir insanı diğerlerinden ayıran en büyük farklardan bir tanesi budur.

Dolayısıyla güzel ahlak bir insanın “doğal olarak” elde edebileceği bir şey değildir. Doğal yaşamına bırakıldığında insan nefsinin esiri olmaktan kurtulamaz. Ancak derin düşünüp Allah’ın Yüceliğini takdir edebildiğinde, Allah’tan gereği gibi korktuğunda, ancak yaşadığı her andan, yaptığı her işten sorguya çekileceğini bildiğinde ve Allah’ı derin bir aşkla sevdiğinde bu derin ve güzel ahlaka sahip olabilir.

Söz konusu iddia ile ilgili olarak bazı hayvan davranışlarının örnek olarak verilmesi ise son derece tutarsızdır. Hayvanlar, kendi varlıklarının şuurunda olmayan, sadece Allah’ın kendilerine ilham ettiği şekilde davranan varlıklardır. Acıktığında besin bulabilmek için en vahşi şekilde avlanan bir hayvan gerektiğinde çocuklarını koruyabilmek için günlerce uyumadan müthiş bir fedakarlık gösterisinde bulunabilir. Bu onun herhangi bir ahlak kavramına sahip olması sebebiyle değil, Allah’ın ilhamıyla hareket etmesi sebebiyle böyledir.

Hayvanın iyi ve kötüyü birbirinden ayırabilme yeteneği yoktur. Fakat insan, böyle bir yeteneğe sahip olabilir. Ayette bildirildiği gibi bu yetenek, yalnızca Allah’tan korkanlara verilmiştir:

“Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.” (Enfal Suresi, 29)

Sonuç: Hiçbir Darwinist Gerçekte Darwinist Değildir

Doğadaki mükemmellikler, simetri, komplekslik, uyum, düzen, detay, çeşit ve ihtişam ancak bir Akılla var olabilir. Ancak üstün bir Akıl arıya petek yapma becerisini, sineğe saniyede bin kere kanat çırpma yeteneğini verebilir. Ancak üstün bir Akıl gözle görülmeyen tek bir hücrenin içine tüm teknolojik detayları, fabrikaları, enerji santralleri ile koskoca bir şehri yerleştirebilir. Ancak ve ancak üstün bir Akıl vücudumuzda trilyonlarcası bulunan ve durmaksızın üretilen proteini; binlerce kişinin aklı, imkanları, bilgi ve becerisi ile dahi üretilemeyecek kadar kompleks ve üstün özelliklerdeki hücreyi yaratır. Bu üstün Aklın yüceliğini görüp takdir edebilelim diye detaylar var edilmiştir.

Tüm evrende üstün bir Aklın varlığı çok açıktır. Allah, Yüce Aklını her şeyde, her an durmaksızın bize gösterir. Özellikle bilim adamları bunu çok daha yakından, çok daha açık görebilmektedirler. Bu nedenle hiçbir Darwinist, aslında gerçekten Darwi-nist değildir. Darwinistlerin tümü, bir hücredeki aklın tesadüfen var olamayacağını elbette ki bilirler. Doğadaki canlıların da tesadüfen var olmadıklarının elbette ki farkındadırlar. Onları bu gerçeğe ikna etmeye çalışmanın çok fazla bir anlamı yoktur. Onlar zaten evrimin mantıksız izahlarına gerçekte inanmamaktadırlar. Aklı başında bir insan için, bu mümkün değildir.

Bazı insanları, örneklerini saydığımız bütün bu mantıksızlıklara bağımlı kılan, pençesine düştükleri Darwinist ideolojidir. Sümer ve eski Mısır döneminden beri yalnızca Allah’ın apaçık olan varlığını inkar edebilmek için (Allah’ı tenzih ederiz) geliştirilmiş olan sapkın evrim teorisi, şu anda da yalnızca bu amaç için vardır. Böylesine mantıksız bir teorinin başka bir sebeple savunulması, başka bir sebeple bir dikta idaresi şeklinde toplumlara dayatılması hiçbir şekilde mümkün değildir.

Fakat kimi zaman Darwinizm tehlikesinin tam olarak farkında olmayan, Darwinist diktatörlüğün baskısı altında ezilen, işinden ve kariyerinden olmayı göze alamayan, çevresindeki insanların tümü inandığı için evrime inanıyor gibi gözükmek zorunda kalan insanlar da olabilmektedir. Eğer bir insan, gerçekten vicdanlıysa ve vicdanının kendisine doğru olanı gösterdiğini biliyorsa, içinde bulunduğu bu hatadan bir an önce dönmelidir. Hatadan dönmek için hiçbir zaman geç değildir.

Söz konusu tartışma programlarında ve buradaki yazılarda da asıl gösterilmek istenen şey zaten budur: Bilimin gösterdiği gerçek, Allah’ın Yüce sanatıdır. İnsanlar, bu önemli gerçeğe inanmaya davet edilmektedirler. Bu gerçeği görmek insanlara büyük bir huzur, mutluluk ve nimet getirecektir. İnsanları bilimi daha iyi anlamaya, daha detaylı incelemeye sevk edecektir. Bilimin getirdiği gerçekler de Allah’ın yaratmasının nasıl tecelli ettiğini görmelerini sağlayacaktır. Allah sevgisiyle, Allah aşkıyla yapılan bilim, bir güzellik, şevk ve mutluluk kaynağı olacaktır.

Allah, yoktan var edendir. En yüce isimler O’nundur. Kuşkusuz ki Yüce Allah’ın, bizim zikrimize, övgümüze ve imanımıza ihtiyacı yoktur (Allah’ı tenzih ederiz). O, övülmüştür, Yücedir.

Rabbimiz’i övüp yüceltmeye, O’na inanıp O’nu zikretmeye ihtiyacı olan yalnızca insandır. Dolayısıyla Allah’a karşı büyüklenme, yalnızca insanın kendi aleyhine bir çabadır. Yüce Allah ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

…. “Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür.” (İbrahim Suresi, 8)

Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (Hac Suresi, 64)

Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi, 64-65)