Evrimcilerin “İnsanların Atası Maymundur” Hikayesi Nasıl Çöktü?

 Bilimsel Bulguları Evrimci Önyargıları ile Değerlendirerek İnsanları Yanıltmaktadırlar

Yapılan araştırmalarda bilim adamları sialic asit olarak bilinen şeker molekülünün, (Neu5Ac) ve (Neu5Gc) olmak üzere iki formunun bulunduğunu, bu iki form arasında sadece tek bir oksijen atomu farkı olduğunu, Neu5Gc’nin şempanzelerde ve tüm memelilerde olduğunu, ancak soyu tükenmiş bir insan ırkı olan Neandertallerde ve günümüz insanlarında bulunmadığını tespit etmişlerdir.

Evrimciler ise, bu bilgiden yola çıkarak, bir mutasyonun bu şeker molekülünü üreten geni yok ettiğini ve bunun şempanzelerle insanlar arasındaki ilk farklılaşmayı başlattığını öne sürmektedirler. Aslında burada klasik evrimci önyargılarla verilmiş yanlış bir bilgi örneği görülmektedir. Evrimciler, evrimin  gerçekleştiğine dair hiçbir delilleri olmamasına rağmen, bilimsel bulguları evrimin gerçekleştiği şeklindeki ön kabulleri ile değerlendirirler. Yani, “şempanzede olan bir gen insanda yoksa, evrim de mutasyon ve doğal seleksiyon yoluyla gerçekleştiğine göre, demek ki, bu gen mutasyon sonucu kayboldu” şeklinde anlaşılmaz bir mantık kullanmaktadırlar. Oysa bunun için hiçbir delilleri bulunmamaktadır, bu iddia sadece bir spekülasyondan ibarettir.

Evrimcilerin Söz Konusu Gen Hakkındaki İddiaları, Evrim Teorisi ile Çelişmektedir

Evrimciler, şempanzelerdeki söz konusu genin yok olması ile şempanzelerin gelişerek insanlaşmaya başladıklarını iddia etmektedirler. Oysa, insanlarda bu genin eksikliğinin kanser, AIDS, sıtma, grip gibi hastalıklara daha açık olunmasına sebep olduğu düşünülmektedir. Şempanzelerin bu tür hastalıklara yakalanmamalarının nedeni olarak da bu gene sahip olmaları gösterilmektedir. Yani bu durumda, şempanzelerin sahip oldukları bir avantaj insanlarda bulunmamaktadır. Bilindiği gibi evrim teorisi, bir organizmada mutasyonlar ile meydana gelen değişikliklerden canlı için avantajlı olanların doğal seleksiyon yoluyla seçildiğini ve bu avantajlı değişimlerin seçilerek birikmesi sonucunda canlıların evrimleştiklerini iddia etmektedir. Ancak, bu durumda ortada avantajlı bir durum oluşmamıştır, yani sözü edilen mutasyona uğrayan canlı, son derece tehlikeli ve ölümcül hastalıklara daha açık hale gelmiştir. Bu durumda eğer evrim teorisinin iddiası doğruysa böyle bir dezavantaj elde eden bir canlının elenmesi beklenir. Evrimciler ise, şempanzelerdeki bu gen kaybının onların gelişerek insan özellikleri kazanmasına neden olduğunu öne sürerek, kendi teorileri ile çelişmektedirler.

“İnsanın evrimi” senaryosu tümüyle hayali bir kurgudur. Çünkü böyle bir soy ağacının var olması için, maymunlardan insanlara aşamalı bir evrim yaşanmış ve bunun fosillerinin bulunmuş olması gerekir. Oysa maymunlarla insanlar arasında açık bir uçurum vardır. İskelet yapıları, kafatası hacimleri, dik ya da eğik yürüme kriterleri gibi özellikler, insan ile maymunun arasını açıkça ayırmaktadır.

www.insaninyaratilisi.com

Maymun ve İnsan Irkı Arasındaki Büyük Uçurum

Bir insan ırkı olan Homo erectus ile “insanın evrimi” senaryosunda kendisinden önce gelen maymunlar (Australopithecus, Homo habilis, Homo rudolfensis) arasında büyük bir uçurum vardır. Yani fosil kayıtlarında gördüğümüz ilk insanlar, evrim süreci olmadan, aynı anda ve aniden ortaya çıkmışlardır. Bu onların yaratılmış olduklarının çok açık bir göstergesidir.

Ancak bu gerçeği kabul etmek, evrimcilerin dogmatik felsefelerine ve ideolojilerine aykırıdır. Bu nedenle, özgün bir insan ırkı olan Homo erectus’u yarı-maymun bir canlı gibi göstermeye çalışırlar. Yaptıkları Homo erectus rekonstrüksiyonlarında, ısrarla maymunsu hatlar çizerler. Öte yandan da Australopithecus ya da Homo habilis gibi maymunları yine aynı yöntemle “insansı”laştırırlar. Kendilerince bu yöntemle maymunları ve insanları birbirlerine “yaklaştırıp” bu iki apayrı canlı grubunun arasındaki uçurumu küçültmeye çalışmaktadırlar.

Tek Bir Gen Farkının Bir Şempanzeyi İnsana Dönüştüreceğine İnanmak Bilimsellikten Uzaktır

İnsanlarla şempanzeler arasındaki anatomik veya biyokimyasal farklılıklar kuşkusuz tek bir genin değil, pek çok genin farklılığından kaynak bulmaktadır. Dolayısıyla tek bir geni “insan ile şempanze arasındaki fark” gibi ileri sürmek, evrim teorisine inanan bir insan için bile son derece sığ bir yanılgıdır.

Evrimcilerin en büyük umudu, insanlarla şempanzeler arasında çok az gen farkı olduğu iddiasına dayanak bulmaktır. Böylece, “şempanzelerle sahip olduğumuz ortak ataya birkaç mutasyon isabet etti ve bu maymunlar insan oldu” diyebileceklerdir. Ancak, insanla maymun arasındaki farklılıkların gen farklılığına bağlı olmadığı açıktır. İnsan, genetik yapısının ötesinde özelliklere sahip, hayvanlardan çok farklı bir varlıktır. Bir maymuna hangi mutasyon isabet ederse etsin, hangi gen eklenirse eklensin, bu şempanzenin düşünmesi, akletmesi, vicdan sahibi olması, muhakeme ve yargıda bulunabilmesi, mimari projeler yapması, sanat eserleri meydana getirmesi, estetikten, simetriden zevk alması, moda meydana getirmesi, uzay araçları, gökdelenler inşa etmesi, atom mühendisi olması, beyin ameliyatları yapması, kendisini oluşturan genleri, hücreleri incelemesi, politikalar oluşturması, diplomatik ilişkilerde bulunması, sanayi kurması, devletleri yönetmesi, besteler yapması, ideolojiler üretmesi, inanç sahibi olması imkansızdır.

Evrimciler her ne kadar aksini ispat etmeye çalışsalar da, insanlarla hayvanlar arasındaki aşılamaz uçurumu, ne (bir türlü bulamadıkları) ara geçiş formları ile, ne tesadüfen meydana gelen mutasyonlarla, ne de genlerle kapatabilirler. İnsanı insan yapan sahip olduğu ruhudur. Ruh ise, mutasyonlarla, genlerdeki farklılıklarla, doğal seleksiyonla kazanılamaz. Ruhu insana veren Allah’tır. Bilimsel bulgular, bu temel ayrım bir yana, insan ile diğer canlılar arasında bedensel bir akrabalık da olmadığını göstermektedir.

Peki evrimi savunan bunca bilim adamının bu dogmada bu denli ısrarlı olmalarının nedeni nedir? Neden, aynı anda birçok çelişkili yargıyı kabul ederek, kendi elleriyle buldukları delilleri hiçe sayarak teorilerini yaşatmaya çalışmaktadırlar?

Bunun tek cevabı, bu kişilerin evrimi terk ettiklerinde karşılaşacakları gerçekten korkuyor olmalarıdır. Evrimi terk ettiklerinde karşılaşacakları, insanı Allah’ın yarattığı gerçeğidir. Bu ise, sahip oldukları önyargılar ve inandıkları materyalist felsefe açısından kabul edilemez bir düşüncedir.

Bu nedenle hem kendilerini aldatmakta, hem de kendileriyle işbirliği içindeki medyayı kullanarak dünyayı aldatmaktadırlar. Bulamadıkları fosilleri hayali resimler ya da maketler yoluyla “üretmekte” ve insanlara gerçekten evrimi destekleyen fosillerin olduğu izlenimini vermeye çalışmaktadırlar. Materyalist felsefeye kendileri gibi inanmış olan çeşitli medya kuruluşları ise, bu hayali resim ya da maketleri kullanarak, kitleleri aldatmaya, evrim masalını insanların bilinçaltına kazımaya çabalamaktadırlar.

Ancak ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, gerçek apaçık ortadadır: İnsan, bilinçsiz bir evrim süreciyle değil, Allah’ın yaratmasıyla bu dünya üzerinde var olmuştur ve dolayısıyla O’na karşı sorumludur.

www.insanmucizedir.com

İnsanın Hayali Soy Ağacı Evrimcilerin Bir Aldatmacasıdır

Darwinist iddia, bugün yaşayan günümüz insanının maymunsu birtakım yaratıklardan geldiğini varsayar. 4-5 milyon yıl önce başladığı varsayılan bu süreçte, günümüz insanı ile ataları arasında birtakım “ara form”ların yaşadığı iddia edilir. Gerçekte tümüyle hayali olan bu senaryoda dört temel “kategori” sayılır:

• Australopithecines (Australopithecuslar)

• Homo habilis

• Homo erectus

• Homo sapiens

Evrimciler, insanların sözde ilk maymunsu atalarına “güney maymunu” anlamına gelen “Australopithecus” ismini verirler. Bu canlılar gerçekte soyu tükenmiş eski bir maymun türünden başka bir şey değildir. Australopithecuslar’ın çeşitli türleri bulunur; bunların bazıları iri yapılı, bazıları ise daha küçük ve narin yapılı maymunlardır.

İnsan evriminin bir sonraki safhasını da evrimciler, “Homo” yani insan olarak sınıflandırırlar. İddiaya göre Homo serisindeki canlılar, Australopithecuslar’dan daha gelişmiş canlılardır. Bu türün evriminin en son aşamasında ise, Homo sapiens, yani günümüz insanının oluştuğu öne sürülür.

Evrimci yayınlarda ve ders kitaplarında yer alan ya da medyada zaman zaman adı geçen “Java Adamı”, “Pekin Adamı”, “Lucy” gibi fosiller de üstte saydığımız dört türden birine dahil edilirler. Bu türlerin de kendi içlerinde alt türleri olduğu kabul edilir.

Ramapithecus gibi bir zamanların çok iddialı ara form adayları ise, sıradan bir maymun olmalarının anlaşılması üzerine, insanın hayali soy ağacından sessiz sedasız çıkarılmışlardır.

Evrimciler “Australopithecines > Homo habilis > Homo erectus > Homo sapiens” sıralamasını yazarken, bu türlerin her birinin, bir sonrakinin atası olduğu izlenimini verirler. Oysa paleoantropologların son bulguları, Australopithecines, Homo habilis ve Homo erectus’un dünyanın farklı bölgelerinde aynı dönemlerde yaşadıklarını göstermektedir. Dahası Homo erectus sınıflamasına ait insanların bir bölümü çok yakın zamanlara kadar yaşamışlar, Homo sapiens neandertalensis ve Homo sapiens sapiens (günümüz insanı) ile aynı ortamda yanyana bulunmuşlardır. Bu ise elbette bu canlıların birbirlerinin ataları oldukları iddiasının geçersizliğini açıkça ortaya koymaktadır.