• Din ahlakına göre yaşamak niçin Marksist düşünceye sahip kişilere zor gelir?

• Marksistlerin asla sahip olamayacağı bir özellik olan ruhtaki derinlik nasıl kazanılır?

Darwinizm, komünizm, materyalizm, şiddet ve terör birbirlerinden ayrılmaz bir bütündür. Darwinizm, insanları gayesiz birer hayvan olarak gördüğünden, bu anlayışı benimseyen insanları isyana, kavgaya, başıbozukluğa, sevgisizliğe, bencilliğe ve ahlaksızlığa yöneltir. İnsanı insan yapan değerlerden uzaklaştırılan, hayatın sözde mücadeleden ibaret olduğu yönündeki Darwinist telkinlerle yetiştirilen insanlar için hayatı anlatma şekli, çok sıradan ve çok basittir. Bu basit hayat tarzında artık ailenin, din ahlakının, namus ve şerefin bir önemi kalmamakta, bu insanlar her türlü sapkın ideoloji ve akımın peşinden gidebilmektedirler. Nitekim insanlar gibi tarihin de evrimle meydana geldiğine ve toplumdaki nihayi sonun komünal yaşam olduğu gibi bir ütopyaya inanırlar. Bu mantıktaki kişiler, aile kavramının kalmayacağı, malların bölüşüleceği, zenginlerin parasının alınacağı, çocukların devlet tarafından yetiştirileceği gibi son derece ilginç ve ütopik düşüncelere inanarak hayatı çok basite indirgerler. Oysa adaletle ilgili bu söyledikleri çok daha da iyisi ve gelişmişiyle birlikte, Marksizm ile değil ancak din ahlakının gerçek anlamda yaşanmasıyla mümkün olur.

Din İrade Gerektirir

Her insan, bir konuda yapılması gereken en doğru ve en isabetli tavrın ne olduğunu bilecek şekilde yaratılmıştır. Allah vicdanlara en iyiyi ve en doğruyu ilham eder. Dolayısıyla her insan, her şartta yapılması gereken en güzel tavrın ne olduğunu bilir. Ve istediği takdirde, vicdanının kendisine gösterdiği bu doğruluğu, sözlerine de en mükemmel şekilde yansıtabilir.
Ancak insanın içten içe bildiği bu doğruların bir de uygulama safhası vardır. Bu noktada insan yine vicdanıyla baş başa kalır. Çok iyi bildiği doğrular ile nefsine ve çıkarlarına daha uygun olan tavırlar arasında bir tercih yapmak durumundadır. Ve çoğu insan bu noktada, doğrulardan yana değil, kendi isteklerinden, rahatından ve menfaatlerinden yana tavır koyar. Öncesinde iyilikten yana ne kadar istekli, kararlı ve şevkli olursa olsun, uygulama anı geldiğinde, bu yüksek ahlakı hayata geçirmede irade gösteremeyebilir. Bu nedenle hayatı basit temel ihtiyaçlar üzerine kuran Marksist düşünce bu tür yüzeysel düşünen insanlara büyük bir kolaylık gibi görünür.

Din Yüksek Akıl Gerektirir

Akıl, imanı kavramamış pek çok insanın hayatlarında hiç yaşamadıkları “üst bir şuur boyutu”dur. Bu şuurda insanın zihni çok berraktır. Ancak bu berraklığı sağlayan etken ne beynin kapasitesi, ne kişinin zeka düzeyi, ne de yetenekleridir. Bu zihin berraklığının sebebi kişinin Allah’a ve Kuran’a olan imanıdır. Kuran’ı kendine rehber edinen insan, yanlış bildiği her türlü bilgiden arınmış ve bunların yerine sadece doğru bilgiler yerleştirmiş demektir.

Bu bilgilerin en başında, dünya hayatının gerçek yüzü gelir. Berrak akla sahip bir insan Kuran sayesinde Allah’ın dünya hayatını insanları denemek için geçici olarak yarattığını bilir. Dünyanın özel olarak çekici kılındığını ve süslendiğini, insanların bir kısmının kendilerini bu süslere kaptırarak asıl hayatları olan ahireti unuttuklarını açıkça görür. Ancak kendisi, Kuran sayesinde her olayın gerçek bilgisine ulaştığı için, ahiret hayatına yönelik hazırlık yapar.

İnsanın aklı sayesinde gerçek bilgisine ulaştığı bir başka konu da ölüm gerçeğidir. Akıl sahibi kişi, dünyanın en zengin, en güzel, en itibarlı insanı da olsa, bunların kendisine yarar sağlamayacağının ve bir gün mutlaka öleceğinin farkındadır. Ancak ölümün bir son değil, aksine bir başlangıç olduğunu, Allah’ın rızasına uygun bir hayat sürenlerin cennete, dünya hayatına kapılıp  Allah’a karşı olan sorumluluklarını unutanların ise cehenneme gideceğini bilir. Dahası 60-70 seneyi aşmayan, üstelik pek çok eksiklikle dolu olan dünya hayatının yanında cennetin sonsuz ve kusursuz güzellikte olduğunun da bilincindedir. Bu nedenle de ölümü üzüntüyle karşılanacak bir yok oluş olarak değil, aksine Yüce Allah’ın rahmetine kavuşacağı sonsuz bir hayatın başlangıcı olarak görür. Bu bilinç onun ahiret gerçeğini de tam olarak kavramasını sağlar.

Bu kimselerin yine aklın getirdiği şuur açıklığı neticesinde kavradıkları bir başka konu da kader gerçeğidir. Onlar, sonsuz akıl sahibi olan Allah’ın yeryüzünde gerçekleşen büyük küçük her olayı belirli bir amaç ve hikmet üzerine yarattığını bilirler. Karşılarına ilk bakışta ters gidiyor gibi görünen bir olay çıksa bile, bunun ardında kendileri için yine bir hayır gizli olduğunu ve Allah’ın kendilerini denemekte olduğunu unutmazlar. Bu gerçeği kavradıkları için de Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olur, O’na büyük bir güvenle bağlanır ve Allah’ın kendileri için yarattığı kadere hoşnutlukla razı olurlar.

Marksist düşünce ise insanın dünyada ne için yaratıldığı üzerinde düşünmez, bu düşünceye göre insan tıpkı hayvanlar gibi sadece doğar, büyür, ürer ve ölür, sonrasında ise toprak olup yok olur. Ölümden sonra hesap verileceğine inanmadıkları için de dünyada her istediklerini yapabilecekleri yanılgısına kapılırlar. Kimseye karşı sorumlu olunmadığı şeklindeki bu telkin bazı insanların Marksizm’i benimsemesini kolaylaştırır.

Din Sorumluluk Gerektirir

Din ahlakına uymak, insana sorumluluk yükler. Çünkü Kuran hükümlerini bile bile göz ardı etmek Allah’ın rızasını kaybetmek anlamına gelir. Kuran ayetlerinde Allah’ın hükümlerini dikkate almayan kimselerin ise ahirette azapla karşılaşabilecekleri hatırlatılmıştır. Ancak Marksist düşünceye sahip kişiler -Allah’ı tenzih ederiz- Allah’ın varlığını inkar ettikleri ve O’nun  emir ve yasaklarına uymadıkları için böyle bir sorumluluk da hissetmezler. Ayette bu insanların durumları şöyle bildirilmiştir

Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. ( Hac Suresi, 74)

Ruhlarında derinliği yaşayamayan bu insanlar, Kuran’da bildirilen,‘Allah’ın kadrini hakkıyla takdir etme’ güzelliğini yaşayamaz, kendilerini sürekli, imandan uzak kalmalarını sağlayan o ‘hafif ve basit ruh halinde’ tutarlar. Allah korkusundan kaynaklanan asil bir ruha sahip değillerdir. Allah sevgisini yaşamadıklarından üstün ahlak özelliklerini de gösteremezler. İmani derinliği ve beraberinde gelen güzel ahlakı yaşamadıkları için basit şeylerden zevk alan, gerçek sevgiyi ve güveni bilmeyen, sıkıntılı, huzursuz bir ruh haline sahip olurlar.

Asil bir ruha sahip olmak, ancak Allah’ın dilemesiyle iman eden müminlere ait bir özelliktir. Bu özellik, Allah’ı derin düşünen Müslümanlara Allah’ın verdiği bir lütuftur. Nefislerine uymayarak yaşamlarını Allah’a adayan ve ahirette Allah’ın rızasını uman müminlerin sürekli tefekkür ettikleri konulardan biri de cehennemdir. Bu gerçeklerin şuurunda yaşamaları ve tüm bunları derinlemesine düşündükleri için de ruhlarında ‘hafifliği’ barındıramazlar. Rabbimiz, her an Allah’tan korkup sakınarak yaşayan, Allah’ın rızasını, Kuran ahlakını, ölümü, cenneti, cehennemi düşünen Müslümanları, imanda kararlı ve güçlü ruh yapısına sahip bir ahlaka yöneltir. Böylece müminler sürekli daha güzel ahlaklı, daha akıllı ve daha asil ruhlu olurlar. Cennet özlemi içerisinde oldukları için de sürekli kötü ve çirkin şeylerden yüz çevirir; hep kendilerini Allah’a yakınlaştıracak vesileler ararlar. Daha güzel ahlakı aramaktan hiç bıkmadan, zevkle ve sabırla nefislerini eğitirler. Bunun sonucunda da müminler, inşaAllah Rabbimiz’in, “İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. Orada ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir.” (Furkan Suresi, 75- 76) ayetleriyle vaadettiği cenneti umabilirler.

Din Ruhun Derinleşmesine Vesile Olur

Allah’a olan sevgilerini ruhlarında en derin şekliyle yaşamak isteyen müminler, “Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakının ve (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın…” (Maide Suresi, 35) ayetiyle bildirildiği gibi, kendilerini Allah’a yakınlaştıracak her yolu denerler. Yaşamlarını, dünyadaki değil ahiretteki sonsuz hayata göre ayarlamışlardır. Bu nedenle dünya hayatındaki asıl amaçları Allah’ın rızasını kazanmak ve sonsuz hayatları için cennete layık olabilmektir. Allah’a derin bir sevgiyle bağlanır ve Allah’ın Kuran’da bildirdiği ahlaka tam olarak uyarlar. Yaşadıkları her anı Allah’ın yarattığını bilir ve insanların rızasını düşünmeksizin mutlaka Allah’ın hoşnutluğunu hedeflerler.

Müminler yeryüzündeki herşeyin Allah’ın bir tecellisi olduğunu bildikleri için, birbirlerindeki üstün özellikleri de Allah’ın yaratma sanatının tecellileri olarak görürler. Dünyadaki tüm güzellikler gibi, Allah’ın beğendiği ahlakı yaşayan müminlere olan sevgilerinin bir sebebi de zaten budur. Bir insanın Müslüman olup Allah’ın sınırlarını koruması, Kuran’a uygun olarak güzel ahlak özelliklerini arttırması, nefsine uymayıp her zaman vicdanından yana tavır göstermesi müminlerin çok hoşuna gider. Gördükleri her güzel özellikte birbirlerine olan sevgileri daha da artar. Müminlerin birbirlerindeki bu güzel ahlakın, Allah’ın üstün ahlakının tecellisi olduğunu bildiklerinden, asıl olarak Rabbimiz’i tefekkür ederler ve Allah’a olan sevgileri sürekli olarak artar. Bu vesileyle ruh derinlikleri de kat kat artar.

Sayın Adnan Oktar Marksizm’in Hayatı Anlama Şeklinin Çok Basit Olduğunu Anlatıyor

ADNAN OKTAR: Bazıları, “Marksizm’den gaye; sosyal adalettir, sevgidir, zaten buradaki arkadaşların hepsi de Marksist, Marksizm dünyanın kurtuluşudur” vs. benzeri bir şeyler söylüyorlar. “İnsanlar evrimle meydana geldi, tarih de evrimle meydana geldi. Tarih bir dönüşüm içerisinde, yeniden komünal hayata döneceğiz, zenginlerin parasını alacağız, evlerini alacağız, bütün imkânlarını alacağız, aile olmayacak.” diyorlar.

Bazılarına ilginç geliyor böyle bir şey. Yani ilk duyduğunda heyecanlanıyor. Dini, imanı da zayıfsa, araştırma gücü de yoksa, “Bu kişiler zaten kültürlü birikimli, ben bunlara inanayım” diyebiliyor.

Çok çabuk gelişen bir ideolojidir Marksist ideoloji. Çünkü Marksizm’de çok kolaydır hayatı anlatma şekli, çok sıradan ve çok basittir. Öyle zorluğu da yoktur hep kolaylık gibi gösterilir. Örneğin aile kavramı yoktur, aile kavramı bazıları için bir sorundur, dolayısıyla o bitmiş oluyor. Çocuk devletin oluyor, “Çocuktan da kurtulduk” diyor. Cinsellik desen, komün hayatı var, yani isteyen istediğiyle ilişkiye girebiliyor yani din ahlakı kavramı yok. Mal zaten bölüşülüyor, işsizlik diye bir konu yok, devlet anında iş veriyor.

Hayata böyle bakan bir insan için, hayata din derinliğiyle, İslam, Kuran derinliğinde bakmayan bir insan için bu bir kolaylık yolu olmuş oluyor, cazip geliyor. “Ben de komünist oldum” diyor ve böylece komünizm halk arasında kolayca yayılıyor.

Din kolay değildir çünkü dinde birçok sorumluluk vardır, helaller, haramlar vardır, akıl kullanılması gerekir, dinin bir derinliği vardır. Ama Marksizmde derinliğe ihtiyaç yoktur. (28 Ekim 2013 A9TV).