Dinozor Kuşlar Evrim Teorisinin Hayali Senaryolarından Biridir

  • DinoKuşların uçan dinozorlardan türediklerini iddia eden evrim teorisinin yanlışlığa düştüğü konular nelerdir?
  • Dinozor kuş masalını çürüten fosil bulguları nelerdir?

Evrim teorisine göre hayat suda evrimleştikten sonra amfibiyenlerle karaya taşınmıştır. Amfibiyenlerin bir kısmı da yine teoriye göre sürüngenlere dönüşüp tam bir kara hayvanı haline gelmiştir. Ancak evrim masalının imkansız senaryoları bununla da bitmez. Bir de karaya çıkmış olan bu canlıları “uçurmak” gerekmektedir! Evrimciler, kuşların bir şekilde evrimleşmiş olmaları gerektiğine inandıkları için, bu canlıların sürüngenlerden geldiklerini iddia ederler.

http://www.harunyahya.org/tr/Kitaplar/3713/kuslarin-ve-ucusun-kokeni/chapter/5632

Sürüngenlerle kuşlar arasında evrimin meydana geldiğini gösteren hiçbir paleontolojik bulgu olmadığı gibi, tamamen farklı mekanizmalara sahip bu canlı türlerinin birbirlerine evrimleşebilmesi teorik olarak da mümkün değildir.

Kuşların Küçük Yapılı ve Etobur Theropod Dinozorlardan, Yani Bir Sürüngen Türünden Türediği İddiası

Kuşlar ile sürüngenler arasında yapılacak bir karşılaştırma, bu canlı sınıflarının birbirlerinden çok farklı olduklarını ve aralarında bir evrim gerçekleşmiş olamayacağını açıkça gösterir.

Kuşlar ve sürüngenler arasında birçok yapısal farklılık bulunur. Bunların en önemlilerinden biri kemiklerinin yapısıdır.

Evrimciler tarafından kuşların atası olarak kabul edilen dinozorların kemikleri, büyük ve cüsseli yapıları nedeniyle kalındır ve içleri dolguludur. Buna karşın yaşayan ve soyu tükenmiş tüm kuşların kemiklerinin içleri boştur ve bu sayede çok hafiflerdir. Bu hafif kemik yapısı, kuşların uçabilmesinde büyük önem taşır.

Sürüngenler ve kuşlar arasındaki bir diğer farklılık da metabolik yapıdır.

Sürüngenler canlılar dünyasında en yavaş metabolik yapıya sahipken, kuşlar bu alandaki en yüksek rekorları ellerinde tutarlar. Örneğin bir serçenin vücut ısısı, metabolizmasının hızlı çalışması nedeniyle zaman zaman 48oC’ye kadar çıkabilir. Diğer tarafta ise sürüngenler kendi vücut ısılarını bile kendileri üretemez, bunun yerine vücutlarını güneşten gelen ısıyla ısıtırlar. Sürüngenler doğadaki en az enerji tüketen canlılar iken, kuşlar en fazla enerji tüketen canlılardır.

Kuşu kuş yapan en önemli özellik, yani kanatlar, evrim için çok büyük bir çıkmazdır.

Türk evrimcilerden Engin Korur, kanatların evrimleşmesinin imkansızlığını şöyle itiraf eder:

Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle, eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış sırlarından birisi olarak kalmıştır. (Engin Korur, “Gözlerin ve Kanatların Sırrı”, Bilim ve Teknik, Sayı 203, Ekim 1984, s. 25)

Görüldüğü gibi, kanatların bu kusursuz yapısının nasıl olup da birbirini izleyen tesadüfi mutasyonlar sonucunda meydana geldiği sorusu tümüyle cevapsızdır. Bir sürüngenin ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen bir bozulma (mutasyon) sonucunda nasıl kusursuz bir kanada dönüşeceği asla açıklanamamaktadır.

Ayrıca, bir kara canlısının kuşlara dönüşebilmesi için sadece kanatlarının olması da yeterli değildir. Çünkü:

-Kara canlısı, kuşların uçmak için kullandıkları diğer birçok yapısal mekanizmadan yoksundur.

-Kuşların kemikleri kara canlılarına göre çok daha hafiftir.

-Akciğerleri çok daha farklı bir yapı ve işleve sahiptir.

-Değişik bir kas ve iskelet yapısına sahiptirler ve çok daha özelleşmiş bir kalp-dolaşım sistemleri vardır.

-Bu mekanizmalar, yavaş yavaş, “birikerek” oluşamazlar. Kara canlılarının kuşlara dönüştüğü teorisi bu nedenle tamamen bir safsatadır.

Ancak tüm bilimsel bulgulara rağmen, hiçbir somut delile dayanmayan “dinozor-kuş evrimi” senaryosu ısrarla savunulmaktadır. Özellikle de akademik derinliği olmayan, popüler yayın organları bu senaryoyu ısrarla sahiplenmektedirler. Bu arada, bu senaryoya delil oluşturmayan bazı kavramlar da, yüzeysel bir üslup içinde “dinozor-kuş bağlantısının kanıtı” gibi sunulmaktadır.

Kuşların Evrim Teorisini Çürüten Fosiller

v Archæopteryx: Evrimciler, “tek kanatlı”, “yarım kanatlı” fosillerin neden bulunamadığı sorusu karşısında özellikle bir canlıdan söz ederler. Bu, hala ısrarla savundukları az sayıdaki ara geçiş formu iddialarından en bilineni olan Archæopteryx isimli fosil kuştur.

Evrimcilere göre günümüz kuşlarının atası olan Archæopteryx, 150 milyon yıl önce yaşamıştı. Teoriye göre Velociraptor veya Dromeosaur ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmı, evrim geçirerek kanatlanmışlar ve uçmaya başlamışlardı. Archæopteryx, dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk canlıydı. Bu hikaye, hemen her evrimci yayında anlatılır.

Oysa Archæopteryx’in fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler, bu canlının kesinlikle bir ara geçiş formu olmadığını, sadece günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunu göstermektedir.

Archæopteryx’in iyi uçamayan bir “yarı-kuş” olduğu tezi yakın zamana kadar evrimci çevrelerde çok daha fazla sıklıkla dile getirilmekteydi. Bu canlının “sternum”unun yani göğüs kemiğinin olmaması canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. (Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu göğüs kafesinin altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile bu göğüs kemiği vardır.)

Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx fosili evrimci çevreler arasında çok büyük şaşkınlık uyandırdı. Zira bu son bulunan Archæopteryx fosilinde evrimcilerin çok uzun zamandır yok saydıkları göğüs kemiği vardı. Nature dergisinde bu yeni bulunan fosil şöyle anlatılıyordu:

“Son bulunan yedinci Archæopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor.” (Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401) Bu bulgu, Archæopteryx’in tam uçamayan bir yarı-kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kıldı.

Öte yandan, Archæopteryx’in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archæopteryx’in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini gösteriyordu. Ünlü paleontolog Carl O. Dunbar’ın belirttiği gibi, “tüylerinden dolayı bu yaratık tam bir kuş özelliği gösteriyordu.” (Carl O. Dunbar, Historical Geology, New York: John Wiley and Sons, 1961, s. 31)

Archæopteryx’in tüylerinin ortaya çıkarmış olduğu bir başka gerçek, bu canlının sıcakkanlı oluşuydu. Bilindiği gibi sürüngenler ve dinozorlar soğukkanlı, yani vücut ısılarını kendileri üretmeyen, çevrenin vücut ısılarını etkilediği canlılardır. Kuşlarda bulunan tüylerin en önemli fonksiyonlarından bir tanesi ise, vücut ısısını korumalarıdır. Archæopteryx’in tüylü olması, bunun dinozorların aksine sıcakkanlı olduğunu, yani vücut ısısını korumaya ihtiyacı olan gerçek bir kuş olduğunu gösteriyordu.

  • Çin’de Bulunan Fosil: Çin’in Yixian bölgesinde uçabilen bir dinozor fosili bulunmuştur. Oysa bu fosilin dinozor-kuş evrimini doğrulayan hiçbir yanı yoktur. Aksine eldeki tüm somut veriler dinozor-kuş evrimini yalanlamaktadır. Şimdiye dek pek çok fosil üzerinde “tüylü dinozor” spekülasyonu yapılmış, ama detaylı araştırmalar bu iddiaları yalanlamıştır. Ünlü kuşbilimci Alan Feduccia, “On Why Dinosaurs Lacked Feathers” (Dinozorların Neden Tüylerinin Olmadığı Üzerine) adlı makalesinde bu gerçeğe şöyle dikkat çekmektedir:

“Tüyler tamamen kuşlara özgü yapılardır ve sürüngen pulları ile kuş tüyleri arasında geçiş formu oluşturabilecek hiçbir bilinen yapı yoktur. Longisquama gibi bazı örneklerde rastlanan uzunlamasına pulların yapısı hakkında yapılan spekülasyonlara katılmıyorum. Bunların tüy benzeri yapılar olduğu yönünde hiçbir somut kanıt yoktur.”

Çin’de bulunan bu fosil için de aynı durum söz konusudur. Yani evrimciler daha önce olduğu gibi kelime oyunlarıyla evrim propagandası yapmaktadırlar. Bu fosil hakkındaki bir başka çelişki ise şudur:

Bundan yaklaşık 150 milyon yıl önce Archaeopteryx adında günümüz kuşlarıyla aynı uçuş yeteneğine, geniş kanatlara, kompleks tüy yapısına ve göğüs kemiğine sahip olan bir kuş türü yaşamıştır. Kısacası Archaeopteryx eski kuşların bundan 150 milyon yıl önce gökyüzünde uçmakta olduklarının bir kanıtıdır. Bu durumda elbette Archaeopteryx’ten milyonlarca yıl sonra yaşamış olan bir canlının kuşların henüz uçamayan ilkel atası olarak gösterilmesi imkansızdır. Evrimcilerin dinozorlarla kuşların ortak bir atadan geldiğini iddia edebilmeleri için Archaeopteryx’ten daha önce yaşamış bir ara form olması gerekir. Paleantolog Angela Milner da bu gerçeğin farkında olduğu için Çin’de bulunan bu fosil hakkında şu yorumu yapmıştır: Eğer ortak bir ata arıyorsak Çin’deki bu fosilden 60 milyon yıl önce yaşamış olan fosiller bulmamız gerekli.

Tüm bunlardan da anlaşıldığı gibi ortada kuş-dinozor evrimini gösteren tek bir bulgu dahi yoktur. Çünkü böyle bir evrimi meydana getirecek ve iki canlı grubu arasındaki farklılıkları ortadan kaldırabilecek hiçbir mekanizma yoktur.

www.kusfosilleri.com

www.evrim-teorisinecevap.com

Uçan Sürüngenler

Uçan sürüngenler, sürüngenler sınıfı içinde yer alan ilginç bir canlı grubudur. Bunlar, yaklaşık 200 milyon yıl önce Üst Triasik Devir’de ilk kez ortaya çıkmıştır ve daha sonra soyları tükenmiştir. Bu canlılar birer sürüngendirler, çünkü sürüngen sınıfının temel özelliklerine sahiptirler: Metabolizmaları soğukkanlıdır (ısı üretemezler) ve vücutları pullarla kaplıdır. Ancak güçlü kanatlara sahiptirler ve bu kanatlar sayesinde uçabildikleri düşünülmektedir.

Uçan sürüngenler bazı popüler evrimci yayınlarda Darwinizm’i destekleyen bir paleontolojik bulgu olarak gösterilir ya da en azından böyle bir imaj oluşturulur.

Uçan sürüngenlerin kökeninin Darwinistik evrim mekanizmalarıyla açıklanması imkansızdır. Nitekim fosil kayıtları da böyle bir evrim yaşanmamış olduğunu ortaya koyar. Bu canlılar da diğer canlılar gibi bir anda ortaya çıkmışlar ve yaşadıkları ortama en uygun özelliklerle yaratılmışlardır.

Evrimciler de Dinozor Kuş Masalına Karşı Çıkıyor

Dünyanın en önde gelen kuşbilimcilerinden biri olan Kuzey Carolina Üniversitesi profesörü Alan Feduccia, bir evrimci olmasına karşılık, kuşların dinozorlarla akraba olduğu teorisine kesinlikle karşı çıkmaktadır. Feduccia, şöyle der:

25 sene boyunca kuşların kafataslarını inceledim ve dinozorlarla aralarında hiçbir benzerlik görmüyorum. Kuşların dört ayaklılardan evrimleştiği teorisi paleontoloji alanında 20. yüzyılın en büyük utancı olacaktır. (Pat Shipman, “Birds Do It… Did Dinosaurs?”, New Scientist, 1 Şubat 1997, s. 28)

Kansas Üniversitesi’nde eski kuşlar üzerinde uzman olan Larry Martin de kuşların dinozorlarla aynı soydan geldiği teorisine karşı çıkmaktadır. Martin, evrimin bu konuda içine düştüğü çelişkiden söz ederken, “doğrusunu söylemek gerekirse, eğer dinozorlarla kuşların aynı kökenden geldiklerini savunuyor olsaydım, bunun hakkında her kalkıp konuşmak zorunda oluşumda utanıyor olacaktım (Pat Shipman, “Birds Do It… Did Dinosaurs?”, New Scientist, 1 Şubat 1997) demektedir.

Kısacası, “kuşların evrimi” senaryosu, sadece ve sadece evrimcilerin ön kabullerinin ve hayal güçlerinin bir ürünüdür.