Bebekler Konuşmayı Nasıl Öğrenir?

Her insan belli bir yaşa gelince konuşmaya başlar. Ortalama olarak herkes aynı yaşlarda konuşmaya başladığı için bu durum çok tabii görülür. Bu nedenle konuşmak bazı kişiler tarafından çok sıradan bir yetenekmiş gibi algılanır ve üzerinde pek düşünülmez. Oysa bir çocuğun henüz hiçbir şey bilmiyorken birdenbire konuşmaya başlaması çok büyük bir mucizedir. Çünkü en basit olarak bilinen diller bile, kelimeleri kompleks dil bilgisi kuralları ile kullanmayı gerektirir. Dil bilgisi kurallarıysa kelimelere cümle içinde farklı anlamlar kazandıran tamamen matematiksel ilişkilerdir.

Konuşma Öncesi Bebeklerin Beynindeki Hazırlık

Bebekler yaklaşık 8 aylık iken bütün diller arasındaki sesleri ayırt edebilir. Konuşmayı öğrenmeden önceyse beyinleri çevrelerindeki seslere odaklanmaya başlar. Bu geçişin nasıl oluştuğu ise hala çözülememiştir.

Washington Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma sonucunda 7 ve 11 aylık bebeklerde konuşma seslerini koordine eden beyin alanlarının teşvik edildiği görülmüştür.

Yapılan araştırma bebek beyninin konuşmaya başlamadan önce uzun bir kelime oluşturacak şekilde nasıl zemin hazırladığını göstermektedir. Ve bu da gelişimsel geçişi etkileyebilmektedir.

Bebeklerin çoğu 7 aylık iken tek tük konuşmaya başlar. Ama bir yaşına gelene kadar ilk kelimelerini söyleyemezler. Sadece dinlerken bile bebeklerin beyinlerinin motor bölgelerinde aktivasyon oluşması çok çok önemlidir. Çünkü bu aktivasyon sayesinde 7 aylık bebeklerin beyni geriden başa konuşmaları tekrarlamakta ve sözcükleri üretebilmek için doğru hareketleri yapmaya çalışmaktadır. Bu sayede bebekler kelimeleri üretebilir. Araştırmacılar bu yapılan pratiklerin bebeklerin kendi dillerine duyarlılıklarında geçişe katkıda bulunduğunu düşünmektedirler.

Deneyde, bebekler beyin aktivasyonu ölçen bir beyin tarayıcısına oturuldular. 5, 7 ve 11  ya da 12 aylık her bebeğe yerli ve yabancı dilde “da” ve “ta” gibi heceler dinletildi. Beyin hareketleri araştırmacılar tarafından kaydedildi. Ayrıca bebeklere İngilizce ve İspanyolca sesler de dinletildi. Araştırmacılar bu esnada beynin işitsel alanında, beynin broca alanında ve beyincikte aktivasyon gözlemlediler.

Motor hareketlerini planlamadan sorumlu olan kortikal bölgeleri bebeklerin konuşma üretebilmeleri için gereklidir.

Beyindeki aktivasyon yedi aylık bebeklerin ana dilleri olan İngilizce dışında kendi dilleri olmayan bir dil olan İspanyolca’ya da tepki vermiştir. Bu araştırma sonucu bebeklerin erken yaşlarda daha önce duymuş olsun veya olmasın her konuşulan sese yanıt verdiğini göstermektedir.

Araştırmacılar “selam” ve “nasılsın?” gibi sosyal etkinlikler ifadelerini, yavaş ve abartılı konuşmaları kullanmışlar, bebekler bu ifadeleri ve sözleri sentezlemeye çalışmışlardır. Duyduklarını çeşitli sesler çıkararak taklit etmişlerdir.

Bebekler konuşulanlara geri cevap vermeseler bile yapılan araştırmalar onlarla konuşmanın ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Bebekler henüz bir kelime bile konuşamadan önce, beyinleri onları günlük hayattaki konuşmalara hazırlamaktadır.

Bebekler daha konuşamadan beyinlerine kelime üretebilmeleri için gereken komutu elbette Allah verir. Bilim adamlarını düşündüren diğer ilginç taraf ise bebeklerin beyninin o yaşlarda her dilde konuşulan sese yanıt vermesidir. Gerçekten bu büyük bir mucizedir. Allah bir ayette bu kusursuz sistemi şöyle bildirir:

O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. (Haşr Suresi, 24)

Konuşmanın öğrenmekle kazanılmadığı son derece açıktır. Bize bildiğimiz binlerce kelimeyi, o kelimelerin oluşturduğu karmaşık cümle yapılarını kimse öğretmez. Örneğin konuşurken son derece düzgün cümleler kurarsınız; oysa kurduğunuz cümlenin altında yatan oldukça karmaşık dil kurallarını bilmeden, bu detayların farkında olmadan, hatta belki de çoğu cümleyi hayatınızda ilk kez kurduğunuz halde hiç zorlanmazsınız. Bu karmaşık dil bilgisi kurallarını, bütün hayatlarını dilleri incelemeye adamış dil bilimciler hala tanımlayamamışlardır.

Allah’ın Öğrettiği Kelimeler

Dilin kökeni konusundaki tüm bilimsel bulgular, asırlar önce Kuran’da açıklanmış bir gerçeğe dikkat çekmektedir: İlk insan olan Hz. Adem (a.s.)’a, yeryüzündeki bütün canlılardan farklı olarak, isimler ve kavramlarla düşünme, bu isim ve kavramları sembollere çevirerek dil ile haberleşme yeteneğini Allah vermiştir. Bu gerçek, Kuran’da şöyle bildirilir:

“Hani Rabbin, meleklere: Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim demişti. Onlar da: Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? dediler. (Allah:) Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim dedi. Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin dedi. Dediler ki: Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın. (Allah:) Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.” (Bakara Suresi, 30-33)

İşte, insanın diğer tüm canlılardan farklı olarak isimleri bilmesinin nedeni, Allah’ın bu yeteneği ilk insan Hz. Adem (a.s.)’a bahşetmiş olmasıdır. Allah insanı yaratmış ve ona, dünya üzerindeki başka hiçbir canlıda olmayan, kavramlarla düşünme ve konuşma yeteneğini bahşetmiştir. Nitekim insanlar için yol gösterici olan Kuran’da, Rabbimiz bize, kavramlara karşılık gelen isimlerle konuşmayı öğrettiğini açıkça bildirmektedir.

Unutulmamalıdır ki, insanın tüm bildiğini ona öğreten Allah’tır. Alak Suresinin ilk ayetlerinde şöyle buyrulur:

“Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir alaktan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir; ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak Suresi, 1-5)

İstediğimiz sözcüklerin ağzımızdan çıkması için, ses tellerinin hangi açıklıkta, ne kadar titreşmesi gerektiğini, ağzımızdaki, dilimizdeki, boğazımızdaki, yüzlerce kastan hangilerini, hangi sıra ile kaç defa, ne oranda kasıp gevşeteceğimizi, ciğerlerimize kaç santimetreküp hava alıp, bu havayı hangi hız ve aralıklarla boşaltmamız gerektiğini oturup da hesaplamayız. Nitekim istesek de bunu yapamayız! Çünkü ağzımızdan çıkan tek bir kelimenin oluşumu, insanın solunum sisteminden sinir sistemine, kaslarından kemiklerine kadar uzanan pek çok yapının uyumlu çalışmasının bir sonucudur.

Dil kurallarının sayısını, cümlelerin sonsuza yakın sayısı ile kıyaslayan ünlü dil bilimci Lieberman, dilbilgisi kurallarının tam olarak ortaya konmadığını belirtmektedir. Oysa 3 yaşındaki bir çocuk dil bilimcilerin açıklayamadıkları bu kuralları kullanarak konuşmaktadır.

www.insanmucizedir.imanisiteler.com

Konuşma Yeteneği Zihnimize İşlenmiştir

Dilin kompleks yapısı konusunda dilbilimcilerin çoğunluğu tek bir görüş çevresinde toplanmışlardır. Noam Chomsky’nin başını çektiği bu yaygın görüşe göre, bir çocuğun konuşabilmesi için o çocuğun beyninde, önceden yerleştirilmiş, dile ait özelliklerin olması gerekir. Chomsky konuşmanın, diğer bildiklerimizden farklı olarak, öğrenilmeden kazanıldığını şöyle ifade eder:

“Gramer ve sağduyu, herkes tarafından, çaba göstermeden, çabuk, düzenli bir biçimde sadece bir topluluğun içinde en az etkileşimle, ilgi ve karşılaşma ile ve yaşamakla elde edilir. Belirgin bir öğretime ve eğitime gereksinim yoktur ve eğer bu olacaksa da son duruma katkıları çok sınırlı olur… Oysa, örneğin fizik bilgisi seçici olarak eziyetli bir biçimde kuşaklar boyunca sıkça çalışarak, titiz deneylerle kişisel deha ile ve genellikle titiz bir öğretimle kazanılır”. (Noam Chomsky, On Language: Chomskys classic works: Language and responsibility and reflections on language in one volume, New Press, 1998, s.144)

Chomsky, bu sözleriyle, konuşmanın öğrenilmediğini, dilin temel yapı taşlarının doğuştan zihinde var olduğunu öne sürer. Gerçekten de, dil o kadar kompleks bir yapıya sahiptir ki, eğer buna bizi hazırlayan bir iç sistem olmasa, öğrenmesi de öğretilmesi de olanaksızdır.

Açıktır ki dil ve ona bağlı sistemler, en ince ayrıntılarıyla birlikte yaratılmış, insanın hizmetine verilmiştir. Bu bilginin sahibi, ne insanın kendisidir, ne de gelişigüzel kazalar ve rastlantılara dayalı evrimci varsayımlardır. Bu temel kavramları, seslendirilen kelimeleri, sembollerle düşünmeyi ve bunlara sahip olan insanı yoktan yaratan Yüce Allah’tır.

Konuşabilmemiz İçin Vücudumuzda Hangi İşlemler Gerçekleşir?

Bir şeyler söylemek istediğiniz anda beyninizden gelen bir dizi emir ses tellerinize, dilinize ve oradan da çene kaslarınıza gider. Beynin konuşma merkezlerini içeren bölge, konuşma işleminizde rol alacak tüm kaslarınıza gerekli emirleri gönderir.

İlk önce, akciğerler sıcak hava sağlar. Sıcak hava, konuşmanın hammaddesidir. Hava burundan girer, burun boşluğu, boğaz, nefes borusundan sonra bronş tüplerine, oradan da akciğerlere geçer. Havadaki oksijen akciğerlerde kana karışır. Bu sırada karbondioksit de dışarı verilir.

Ciğerlerden geri dönen hava, boğazdan geçerken, ses telleri adı verilen iki doku kıvrımı arasından geçer. Bu teller, bir tür perdeye benzer ve bağlı oldukları küçük kıkırdakların etkisine göre hareket ederler. Konuşmadan önce ses telleriniz açık vaziyettedir. Konuşma sırasında teller bir araya getirilir ve soluk verdiğinde çıkan hava ile titreştirilir.

Ağız ve burun yapısı, kişinin sesinin kendine özgü niteliklerini verir. İnsanlar kelimeleri arka arkaya sıralayıp konuşurken dili damağına belirli miktarda yaklaşıp uzaklaşmakta, dudaklar da büzülüp yayılmaktadır. Bu işlemlerde birçok kas, büyük bir hızla hareket etmektedir.

Konuşabilmek için bu işlemlerin her birinin eksiksiz olarak gerçekleşmesi gerekir. Bu kompleks işlemler, müthiş bir hızla ve kusursuzca gerçekleşirken insanın bunlardan haberi bile olmaz.