Fosiller, evrimin hiçbir zaman yaşanmadığının ispatıdır. Fosil kayıtlarının ortaya koyduğu gibi, canlılar sahip oldukları tüm özelliklerle bir anda var olmuşlar ve soyları devam ettiği müddetçe en küçük bir değişiklik geçirmemişlerdir. Yeni bulunan fosiller de evrim teorisinin geçersizliğini ispatlamıştır.

Darwinistler, canlıların milyonlarca yıl içinde küçük değişimler geçirerek, birbirlerinden türediğini iddia ederler. Bilimsel delillerin çürüttüğü bu bilim dışı iddiaya göre, balıklar sürüngenlere, sürüngenler kuşlara dönüşmüştür. Bu durumda, milyonlarca yıl sürdüğü varsayılan söz konusu değişim sürecinin fosil kayıtlarında pek çok delilinin olması gerekir. Bu ise, yarı balık yarı kertenkele, yarı örümcek yarı sinek, yarı kertenkele yarı kuş olan pek çok garip varlığın fosillerinin yüzyılı aşkın bir süredir yoğun olarak devam eden araştırmalarda bulunması demektir. Ancak, yeryüzünün neredeyse tümü kazılmış olmasına rağmen, Darwinistlerin, türler arasında sözde geçiş sürecini gösterebilecekleri bir tane bile fosil yoktur. Öte yandan örümceklerin hep örümcek, sineklerin hep sinek, balıkların hep balık, timsahların hep timsah, tavşanların hep tavşan, kuşların hep kuş olarak var olduklarını gösteren sayısız fosil örneği vardır. Yüz milyonlarca fosil, canlılığın evrim geçirmediğini, yaratıldığını ispatlamaktadır. İşte bu fosillere birkaç örnek:

www.bocekfosilleri.com

Bilimsel Bulgular, Köpek Balıklarının Evrim Geçirmediğini İspatlıyor

Darwinistlerin iddiası, insan teknolojisi ile boy ölçüşebilen köpek balığının yüzgeçlerindeki yapı ve işlevin sözde tesadüfen meydana geldiği yönündedir. Bu iddiaya göre tesadüfler, istisnasız her balıkta tamamen birbirine simetrik yüzgeçler var edecek, onlara birbirine uygun işlevler yükleyecek ve canlının yaşamı için son derece gerekli olan bu yapıları hatasız ve kusursuz olarak yoktan var edecektir. Tesadüflerin böyle bir gücünün olmadığı ise çok açıktır. 

Buna rağmen evrim teorisini savunanlar ya fosilleri yanlış yorumlayarak ya da sahte çizimlerle, sahte canlandırmalarla kendilerini savunmaya çalışırlar.

Lübnan Dağları’nda pek çok köpek balığı fosili bulunmuştur. Bunlardan bir tanesi Lübnan’ın Haqil Bölgesi’nde bulunan Mezozoik zaman, Kretase dönemine ait 95 milyon yıllık Hemşire köpek balığı fosilidir. Bu küçük köpek balığı fosilinde yüzgeç ve iskeletinin genel hatları detaylı olarak korunmuştur. Genellikle subtropikal sularda yaşayan bir köpek balığı türü olan hemşire köpek balığı diğer türleri gibi evrim geçirmemiştir. 95 milyon yıl önce yaşamış olan türü ile günümüzde yaşayanlar arasında en küçük bir fark dahi yoktur.

2015 yılı başlarında evrimcilerin köpek balıklarının evrim geçirdiğine dair iddialarını çürüten bir diğer fosil fırfırlı köpek balığına aittir. Bu tarihte Avustralya’da, Viktorya’nın güneyinde Lakes Girişi’nde trolle avlanan balıkçılar, 700 metre derinlikten bir balık çıkardılar. Bu pek de alışık oldukları bir balığa benzemiyordu. Dış görünüşü yılan balığına benzeyen bu balık, 25 sıralı 300 kadar çok keskin dişlere sahipti. İncelemeler sonucunda bu balığın Chlamydoselachus Anguineus olarak adlandırılan Fırfırlı köpek balığı olduğu anlaşıldı.

Bu köpek balığı, ilk olarak 1879 yılında Japonya’yı ziyaret eden Alman Ludwig Döderlein tarafından tanımlanmıştır ve dünyanın farklı denizlerinde 1570 metre derinliğe kadar yaşamakta olan nadir bir dip balığıdır. 

Paleontoloji bize bu balık hakkında başka bir önemli bilgi vermektedir. Bu balık 80 milyon yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Kendine özgü, fırfırlı 6 çift solungaç yarığı ve jilet gibi keskin sıralı 300 kadar dişiyle ne başka bir türe dönüşmüş ne de özelliklerinde en ufak bir fark olmuştur. Bu yüzdendir ki, fosil literatüründe Fırfırlı köpek balığı “yaşayan fosil” olarak tanımlanır.

Köpek balıklarının bulunan en eski fosilleri yaklaşık 400 milyon yıllıktır. Bu fosiller, diğer tüm canlılarda olduğu gibi, köpek balıklarının da yüz milyonlarca yıldır hiçbir değişime uğramadıklarını göstermektedir. Köpek balıkları, evrimcilerin iddia ettiği gibi, diğer türlerden aşama aşama gelişmemiş, kompleks yapılarıyla bir anda ortaya çıkmış, yani yaratılmışlardır.

Karınca ve Mayt (Akar) Fosilleri

Fosiller evrimi yalanlayan en önemli delillerdendir. Yeryüzünün çeşitli katmanlarından elde edilen ve canlıların ilk yaratıldıkları andan itibaren hiçbir değişime uğramadıklarını ortaya koyan 100 milyon fosil, evrimciler için tam bir çıkmaz oluşturmaktadır.

Amber içerisinde günümüze kadar bozulmadan kalmış 50 milyon yıllık bir karınca ve onun başında parazit olarak yaşamış mayt (akar) fosili de bunlardan biridir.

İngiltere merkezli bilim dergisi Biology Letters’ın haberine göre, Berlin’deki Leibniz Enstitüsü’nde yer alan Doğa Tarihi Müzesi eklembacaklılar uzmanı Jason Dunlop önderliğindeki araştırma ekibi, gelişmiş tarayıcı ve kimyasallar ile amber içinde bozulmadan bulunan canlıların tam 50 milyon yıl yaşında olduğunu belirlemişlerdir.

Rusya’nın Kaliningrad bölgesinde, bir ağaç reçinesinin içine gömülmüş halde bulunan iki fosil, karınca ve akarlar arasındaki en eski ortak yaşam örneklerinden biridir. Araştırmaya göre, 54-38 milyon yıl önceki zaman aralığı Eosen’de yaşamış bu iki canlı, günümüzdeki türleriyle aynı özelliklere sahiptirler. Üstelik bu canlılar arasındaki ortak yaşam, günümüzde de hala devam etmektedir.

Berlin’deki Leibniz Enstitüsü’nde yer alan Doğa Tarihi Müzesi eklembacaklılar uzmanı Jason Dunlop, bu keşfin çok önemli olduğunu belirtmiştir. Çünkü bu parazit akarlar ile karıncalar arasındaki ortak yaşam, günümüzde hala devam etmektedir. Amberin içindeki görüntü, iki canlının bundan 50 milyon yıl önce de aynı ortaklığı sürdürdüğünü gösterir. Bu günümüz canlılarının milyonlarca yıldır değişmediğini ortaya koyan fosil örneklerinden biridir. Karıncanın kafasındaki akarın, mesostigmatids adı verilen ve fosillerde hayli nadir rastlanan bir tür olması dünyada birkaç tane yaşayan fosil örneği olduğunu ve bunların da nadir şaşırtıcı örnekler olduğunu ileri süren Darwinistleri daha da zor duruma düşürmüştür.

Bilindiği gibi akarlar, kalbi ve ciğerleri olmayan karıncaların ‘hemolymph’ adı verilen renksiz kanlarından beslenerek parazit bir yaşam sürerler. Darwinistlerin fosilleri gizlemeye çalışırlarken hiç beklemedikleri bir anda bu yeni fosille karşılaşmaları uzun yıllardır fosilleri gizlemek uğruna gösterdikleri çabayı bir anda tam tersine döndürmüştür.

www.yasayanfosiller.com

Akrep Sineği Fosili

Karıncalardan ağaçlara, yarasalardan köpek balıklarına kadar çok çeşitli türlere ait yaşayan fosiller mevcuttur. Bu durum Kanada’nın British Colombia eyaletinin Amerika sınırına yakın Cache Creek bölgesinde 50 milyon yıllık Akrep sineği fosilinin bulunmasıyla bir kez daha yaşanmıştır.

British Colombia’daki Simon Fraser Enstitüsünden Bruce Archibald ve ekibinin yürüttüğü çalışmada ortaya çıkarılan bu soyu tükenmiş akrep sineği, fosili Eosen dönemine aittir. Günümüzde 4 familyası tükenmiş olan akrep sineklerinin halen yaşayan 2 familyası bulunmaktadır. Akrep sineklerinin 40’a yakın türü Kuzey Amerika’da yaşar. Ülkemizde de yeşil renkli, 15 milimetre boyunda bir akrep sineği türü bulunmaktadır.

Mecoptera takımına dahil olan akrep sineklerine bu ismin verilmesinin nedeni iğneyi andıran organlarıdır. Ancak dişilerde iğne görünümlü bu organ bulunmaz. Yeni bulunan 50 milyon yıllık bu akrep sineği fosili, canlının aradan geçen milyonlarca yıla rağmen aynı kaldığını, yani herhangi bir değişikliğe uğramadığını göstermektedir. Yeni bulunan 50 milyon yıllık akrep sineği fosili ve günümüzde yaşayan akrep sineğinin genel yapısından, kanatlarındaki desene kadar hiçbir fark yoktur. Her iki sinek de birbirinin aynısıdır. Aralarında 50 milyon yıllık bir dönem farkı olmasına rağmen herhangi bir değişikliğin olmaması yani evrimleşmemiş olması evrim teorisinin geçersizliğini kanıtlayan bir başka delildir.

Görüldüğü gibi fosil kayıtları, canlıların, evrimin iddia ettiği gibi ilkelden gelişmişe doğru bir süreç izlediklerini değil, bir anda ve en mükemmel halde ortaya çıktıklarını göstermektedir. Kısacası canlılar evrimle oluşmamış, yaratılmışlardır. Bir ayette Rabbimiz’in yaratma ilmi şöyle bildirilmiştir:

Yaklaşık 1.5 asırdan fazla bir zaman boyunca aldatmacalarla, bilimsellikten uzak iddialarla, evrimi çürüten delillerin saklanmasıyla elde edilen sahte Darwinist başarı günümüzde ortadan kalkmaya başlamıştır. Darwinistler, tüm dünyayı etkileri altına aldıkları, teorilerini kanunlaştırdıklarını zannederken bilimsel delillerin ortaya konmasıyla birlikte şok bir yenilgi yaşamışlardır. Bu, Müslümanların beklediği, Allah’ın dilemesiyle mutlaka gerçekleşecek bir yenilgidir. Allah Kuran’da Müslümanlara, batılı yok edeceğini vaat etmiştir.

“De ki: “Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir. De ki: “Hak geldi; batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir.” (Sebe Suresi, 48-49)

Her geçen gün yeni fosillerin bulunmasıyla birlikte, evrimin geçersiz olduğunu tüm dünya öğrenmiştir. Devlet başkanları bunu açıkça dile getirip, Allah inancını benimsediklerini tüm dünyaya ifade etmiş, insanlar ünlü internet sitelerinin düzenlemiş olduğu anketlerde, % 90 oranında canlıları Allah’ın yarattığına inandıklarını belirtmişlerdir. Tüm dünyada resmi olarak benimsenmiş, ülkelerin kanunları ile korunmuş olan evrim teorisi, bir anda tartışılır olmuş, delilsiz bir teori olduğu herkes tarafından anlaşılmış hatta ABD’deki bazı eyaletler bu teoriyi müfredattan çıkarabilmek için yoğun bir çaba içine girmişlerdir.