Bölüm 13: Evrim Teorisi: Materyalist Bir Zorunluluk

Tüm bu kitap boyunca ele aldığımız bilgiler, bizlere evrim teorisinin hiçbir bilimsel dayanağı olmadığını, aksine evrimin iddialarının bilimsel bulgularla açıkça çatıştığını göstermektedir. Yani evrimi ayakta tutan güç, bilim değildir. Evrim teorisinin bazı “bilim adamları” tarafından savunuluyor olmasının temelinde başka bir etken vardır.

O etken, materyalist felsefedir.

Materyalist felsefe, tarihin en eski düşüncelerinden biridir ve temel özelliği maddeyi mutlak varlık saymasıdır. Bu yanılgıya göre madde sonsuzdan beri vardır ve var olan her şey maddeden ibarettir. Bu akıl ve bilim dışı mantık gereği, materyalizm tarihin en eski çağlarından beri Allah inancına ve İlahi dinlere karşı olmuştur.

Richard Lewontin

Bilindiği gibi, bir felsefenin doğruluğunu ya da yanlışlığını test etmenin bir yöntemi, o felsefenin bilimi ilgilendiren iddialarını bilimsel yöntemlerle araştırmaktır. Materyalizmin iddiasını da bilimsel yöntemle sorgulayabiliriz. Maddenin sonsuzdan beri var olup olmadığını, maddenin kendisini düzenleyip düzenleyemeyeceğini ve canlılığı ortaya çıkarıp çıkaramayacağını ilgili bilim dallarını kullanarak araştırabiliriz. Bunu yaptığımızda görürüz ki materyalizm aslında çökmüştür. Çünkü “maddenin sonsuzdan beri var olduğu” iddiası, evrenin yoktan var edildiğini ispatlayan Big Bang teorisi ile yıkılmıştır. Maddenin kendisini düzenlediği ve canlılığı ortaya çıkardığı iddiası ise; adına “evrim teorisi” dediğimiz iddiadır ve baştan beri incelediğimiz gibi o da çökmüştür.

Ancak eğer bir insan materyalizme dogmatik olarak inanmaya kararlıysa, materyalist felsefeye olan bağlılığını her şeyin önünde tutuyorsa, o zaman böyle davranmaz. Eğer “önce materyalist, sonra bilim adamı” ise, evrimin bilim tarafından yalanlandığını gördüğünde materyalizmi terk etmez. Aksine, evrimi ne olursa olsun bir şekilde desteklemeye çalışarak kendince materyalizmi kurtarmaya, ayakta tutmaya çalışır. İşte bugün evrim teorisini savunan bilim adamlarının durumu budur.

İlginçtir, bunu bazen kendileri de itiraf etmektedirler. Harvard Üniversitesi’nden ünlü bir genetikçi ve açık sözlü bir evrimci olan Richard Lewontin, “önce materyalist, sonra bilim adamı” olduğunu şöyle itiraf etmektedir:

Bizim materyalizme bir inancımız var, ‘a priori’ (önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri ve kuralları değil. Aksine, materyalizme olan a priori bağlılığımız nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz. Materyalizm mutlak doğru olduğuna göre de, İlahi bir açıklamanın sahneye girmesine izin veremeyiz.224

Hubert Yockey

Lewontin’in kullandığı “a priori” terimi oldukça önemlidir. Bu felsefi terim, hiçbir deneysel bilgiye dayanmayan bir ön varsayımı ifade eder. Bir düşüncenin doğruluğuna dair bir bilgi yok iken, onu doğru varsayar ve öyle kabul ederseniz, bu “a priori” bir düşüncedir. Evrimci Lewontin’in açık sözle ifade ettiği gibi, materyalizm de evrimciler için “a priori” bir kabuldür ve materyalistler, bilimi bu kabule uydurmaya çalışmaktadırlar. Materyalizm bir Yaratıcı’nın apaçık olan varlığını kesin olarak reddetmeyi zorunlu kıldığı için de, ellerindeki tek alternatif olan evrim teorisine sarılmaktadırlar. Evrim, bilimsel veriler tarafından ne kadar yalanlanırsa yalanlansın onlar için fark etmez; söz konusu bilim adamları onu bir kere “a priori doğru” olarak kabul etmişlerdir.

Bu önyargılı tutum, evrimcileri “bilinçsiz maddenin kendi kendini düzenlediğine inanmak” gibi bilime ve akla aykırı batıl bir inanışa götürür. New York Üniversitesi Kimya Profesörü ve DNA uzmanı Robert Shapiro, evrimcilerin bu batıl inanışını ve temelindeki materyalist dogmayı şöyle açıklar:

Bizi basit kimyasalların var olduğu bir karışımdan, ilk etkin replikatöre (DNA veya RNA’ya) taşıyacak bir evrimsel ilkeye ihtiyaç vardır. Bu ilke “kimyasal evrim” ya da “maddenin kendini örgütlemesi” olarak adlandırılır; ama hiçbir zaman detaylı bir biçimde tarif edilmemiş ya da varlığı gösterilememiştir. Böyle bir prensibin varlığına, diyalektik materyalizme bağlılık uğruna inanılır. 225

Tanınmış biyolog Hubert Yockey, aynı gerçeği şöyle açıklar:

Diyalektik materyalizmin mutlak ve kapsamlı doktrinlerine olan inanç, yaşamın kökeni senaryolarında çok önemli bir rol oynamaktadır… Yaşamın bir şekilde oluşmuş olması gerektiği… bu konuda hiçbir kanıt olmamasına, hatta bunun kanıtlara aykırı olmasına rağmen savunulmaktadır.226

İşte dünya çapındaki evrimci propagandanın temelinde bu materyalist dogma yatar. Batı’nın önde gelen medya organlarında, ünlü ve sözde “saygın” bilim dergilerinde sürekli karşılaştığınız evrim propagandası, bu tür ideolojik ve felsefi zorunlulukların bir sonucudur. Evrim, ideolojik açıdan vazgeçilemez bulunduğu için, kendi önyargıları doğrultusunda bilimin standartlarını belirleyen materyalist çevreler tarafından tartışılmaz bir tabu haline getirilmiştir.

Evrimci Robert Shapiro, evrime, sadece materyalizme bağlılık uğruna inanıldığını açıkça itiraf etmiştir.

Bir kısım bilim adamları ise, kendi kariyerlerinin devamı için, bu zoraki teoriyi savunmak ya da en azından aykırı bir ses çıkarmamak durumundadırlar. Akademisyenlerin pek çoğu, “doçent”, “profesör” gibi unvanlara ulaşmak ve bu unvanları korumak için her yıl belirli bilim dergilerinde evrimi konu alan makaleler yayınlatmak zorundadırlar. Biyoloji ile ilgilenen söz konusu dergilerin tümü de materyalist evrimcilerin kontrolündedir. Bu kişiler evrim aleyhtarı bir yazının yayınlanmasına izin vermezler. Dolayısıyla her biyolog, bu batıl inanca bağlı kalarak çalışma yapmak zorundadır. Çünkü onlar da evrimi ideolojik bir gereklilik olarak gören, kurulu materyalist düzenin bir parçasıdırlar. Bu yüzden, kitap boyunca incelediğimiz tüm “imkansız tesadüf”leri gözü kapalı bir biçimde savunurlar.

Elbette karşıt sesler de duyulmaktadır. Ancak bu kişiler, sırf evrim safsatasına karşı çıktıkları için, bahsini ettiğimiz bu Darwinist diktatörlüğün baskılarına boyun eğmek, hatta işlerini, kariyerlerini, unvanları kaybetmeyi kabullenmek zorunda kalırlar.

Darwinizm ve Materyalizm

Darwin’in teorisinin bilim tarafından yalanmasına rağmen hala ısrarla savunulmasının tek nedeni, bu teori ile materyalizm arasındaki kopmaz ilişkidir. Darwin materyalist felsefeyi doğa bilimlerine uygulayan kişidir ve başta Marksistler olmak üzere bu felsefenin bağlıları her ne olursa olsun Darwinizm’i savunmaya devam etmektedirler.

Evrim teorisinin çağımızdaki savunucularının en ünlülerinden biri olan biyolog Douglas Futuyma, “Marx’ın insanlık tarihini açıklayan materyalist teorisi ile birlikte Darwin’in evrim teorisi materyalizm zemininde büyük bir aşamaydı” diye yazarken, evrim teorisinin gerçekte neden önemli olduğunu kabul eder.1

Yine çok ünlü bir evrimci olan paleontolog Stephen J. Gould, “Darwin doğayı yorumlarken çok tutarlı bir materyalist felsefeyi uyguladı” demektedir.2 Rus Komünist Devrimi’nin Lenin ile birlikte iki büyük mimarından biri olan Leon Troçki (Trotsky) ise “Darwin’in buluşu, tüm organik madde alanında diyalektiğin (diyalektik materyalizmin) en büyük zaferi oldu” yorumu yapmıştır.3 Oysa bilim Darwinizm’in, materyalizm için bir zafer değil, tam bir hezimet olduğunu göstermiştir.

1. Douglas Futuyma, Evolutionary Biology, 2.b., Sunderland, MA: Sinauer, 1986, s. 3.

2. Alan Woods, Ted Grant, Marxism and Darwinism, Reason in Revolt: Marxism and Modern Science, London: 1993

3. Woods, Ted, a.g.e.

kelebekçiçek

Douglas Futuyma

Stephen J. Gould

Materyalist İtiraflar

Ünlü bir evrimci olan Alman biyolog Hoïmar Von Dithfurt’un yazdığı bazı satırlar, bu gözü kapalı materyalist anlayışın iyi bir ifadesidir. Dithfurt canlılığın son derece kompleks yapısına bir örnek verdikten sonra, bunun rastlantılarla ortaya çıkıp çıkamayacağı sorusu karşısında şunları söyler:

Salt rastlantı sonucu ortaya çıkmış böyle bir uyum, gerçekten de mümkün müdür? Bu, bütün biyolojik evrimin en temel sorusudur… Modern doğa biliminden yana olan bir kimse, bu soruya “evet” yanıtını verme ötesinde bir seçeneğe sahip değildir. Çünkü doğa olaylarını anlaşılır yollardan açıklamayı kendisine hedef kılmış, bunları, doğaüstü müdahalenin yardımına başvurmadan doğruca doğa yasalarına dayanarak türetmeyi amaçlamıştır?227

Dithfurt’un da belirttiği gibi, materyalist bilim anlayışı, hayatı yaratılışın varlığını reddederek açıklamayı kendisine en temel prensip olarak belirlemiştir. Bu prensip bir kez benimsendikten sonra, bu kişiler en imkansız olasılıklar bile kolaylıkla kabul edebilir hale gelmektedirler.

Bu dogmatik zihniyetin örneklerini hemen hemen her evrimci çalışmada bulmak mümkündür. Örneğin, evrimin Türkiye’deki önde gelen savunucularından Prof. Ali Demirsoy’a göre, yaşam için mutlaka var olması gereken temel proteinlerden Sitokrom-C’nin tesadüfen oluşması ihtimali “bir maymunun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazma olasılığı kadar azdır.” 228

Kuşkusuz böyle bir ihtimali kabul etmek, akıl ve sağduyunun en temel prensiplerini çiğnemek anlamına gelir. İnsan, bir kağıt parçası üzerine yazılı tek bir harf gördüğünde bile, o harfin bilinçli birisi tarafından yazıldığına emindir. İnsanlık tarihini anlatan bir kitap gördüğünde, bunun bir yazar tarafından kaleme alındığından daha da emindir. Akli dengesi yerinde olan hiç kimse, bu dev kitabın içindeki harflerin “tesadüfen” yan yana geldiğini iddia etmeyecektir.

Prof. Ali Demirsoy, Sitokrom-C molekülünden yola çıkarak bir proteinin kendi kendine oluşmasının imkansız olduğunu itiraf eden evrimcilerdendir.

Ancak son derece ilginçtir, “evrimci bilim adamı” Prof. Dr. Ali Demirsoy, tam da bunu kabul etmektedir:

Bir Sitokrom-C’nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denecek kadar azdır. Yani canlılık eğer belirli bir dizilimi gerektiriyorsa, bu tüm evrende bir defa oluşacak kadar az olasılığa sahiptir, denebilir. Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir. O halde birinci varsayımı irdelemek gerekir.229

Kısacası Demirsoy, “doğaüstü güçleri kabul etmemek”, yani Allah’ın yaratışını reddetmek için, imkansızı tercih etmektedir. Bu yaklaşımın bilimle hiçbir ilgisinin olmadığı ise açıktır. Nitekim Demirsoy, bir başka konudan, hücredeki mitokondrilerin kökeninden söz ederken, tesadüf açıklamasını “bilimsel düşünceye oldukça ters gelmesine rağmen” kabul ettiğini açıkça belirtir:

… Sorunun en can alıcı noktası, mitokondrilerin bu özelliği nasıl kazandığıdır. Çünkü tek bir bireyin dahi rastlantı sonucu bu özelliği kazanması aklın alamayacağı kadar aşırı olasılıkların bir araya toplanmasını gerektirir… Solunumu sağlayan ve her kademede değişik şekilde katalizör olarak ödev gören enzimler, mekanizmanın özünü oluşturmaktadır. Bu enzim dizisini bir hücre ya tam içerir ya da bazılarını içermesi anlamsızdır. Çünkü enzimlerin bazılarının eksik olması herhangi bir sonuca götürmez. Burada bilimsel düşünceye oldukça ters gelmekle beraber daha dogmatik bir açıklama ve spekülasyon yapmamak için tüm solunum enzimlerinin bir defada hücre içerisinde ve oksijenle temas etmeden önce, eksiksiz bulunduğunu ister istemez kabul etmek zorundayız. 230

Tüm bu satırlardan anlıyoruz ki evrim, gerçekte bilimsel araştırmaların sonucunda ortaya çıkan bir teori değildir. Aksine, bu teori materyalist felsefenin gereklerine göre üretilmiş ve sonra da bilimsel gerçeklere rağmen kabul ettirilmeye çalışılan bir tabuya dönüşmüştür. Yine evrimcilerin yazdıklarından anladığımız üzere, tüm bu çabanın bir de “amacı” vardır ve bu amaç, canlıları Yüce Allah’ın yarattığı gerçeğini inkar etmeyi zorunlu kılmaktadır.

Evrimciler bunu “bilimsel amaç” olarak ifade ederler. Oysa sözünü ettikleri şey bilim değil, materyalist felsefedir. Materyalizm, madde-ötesinin var olduğunu kesinlikle reddeder. Bilim ise, böyle bir dogmayı kabul etmek zorunda değildir. Bilim, doğayı incelemek ve sonuçlar çıkarmakla yükümlüdür. Bu sonuçlar doğanın yaratıldığı gerçeğini ortaya çıkardığı için, bilim bunu kabul eder. Gerçek bir bilim adamının yapması gereken budur; 19. yüzyılın köhne materyalist dogmalarına bağlanarak imkansız senaryoları savunmak değil.

Bilim; Anti-Darwinisttir, Anti-Ateisttir

Bilim evrimin düşmanıdır. Bilim, ateizmin karşısındadır. Bilim; materyalist, ateist ve Darwinist düşünceyi paramparça eden bir yapıdır. Bilim ile kitlelere yıllarca telkin edilen evrim aldatmacası yıkılmıştır. Bilim ile ateist felsefenin temeli olan Darwinist propaganda en büyük darbesini almıştır. Dolayısıyla bilim, anti-pagandır. Bilim; putperest düşünceleri, batıl dinleri, sahte ideolojileri ortadan kaldırır. İşte bu nedenle bilim, evrimcilerin en büyük acılarından biridir.

Evrimi bilim gibi göstermek, tüm dünya üzerinde oynanan çirkin bir oyunun bir parçasıdır. Allah inancını yeryüzünden kaldırabilmek için (Allah’ı tenzih ederiz) yeni bir dine ihtiyaç duyan deccali sistem, yıllar önce en etkili hipnoz yöntemini tespit etmiş ve hemen bilime sarılmıştır. Bilimi kullanarak insanları aldatabileceğini, tüm dünyaya ulaşabileceğini ve en kilit yerleri eline geçirebileceğini, bilim adı altında tüm sahtekarlıkları rahatça gerçekleştirebileceğini fark etmiştir. Deccal sisteminin dünya çapında gerçekleştirdiği kitle hipnozu, bilim adı altında yaygınlaştırılmıştır.

Evrimciler, bilimsellik sahtekarlığını pervasızca uygularken, bilimin kendilerine bu kadar büyük acılar çektireceğini hiç tahmin etmemişlerdi. Bilimin yalnızca Allah inancına işaret ettiğini görünce şoka girdiler. Tarihin en etkili bilim adamlarının Allah’a iman ettikleri, tüm dünyaya ilan edilince dehşete kapıldılar. Bilimsellik safsatasına tekrar sarılmaya çalıştılar fakat tutunamadılar. Çaresizce, seslerini iyice kıstılar. Bilimin ateizmi, Darwinizm’i, materyalizmi ve diğer tüm batıl ideolojileri boğup yerle bir ettiğini kendi gözleriyle gördüler. Darwinistler, bilim karşısında en büyük yenilgilerini aldılar.

Bilimin gelişmesi ile 21. yüzyılda ortaya çıkan en büyük gerçeklerden biri şudur: Bilim Allah’a iman edenler içindir. Bilim samimi dindarlara fayda getirir. Allah Kuran’da sivrisineğe (Bakara Suresi, 26), bal arısına (Nahl Suresi, 68) dikkat çeker. Bir yörünge üzerinde hareket eden yıldızlara (Zariyat Suresi, 7),suyun yüzünde gezen gemilere (Hac Suresi, 65) dikkat çeker. Yeşeren yapraklara (Enam Suresi, 59), yedi kat gökyüzüne (İsra Suresi, 44) dikkat çeker. Allah, Kuran’da iman edenlerin bu iman delillerine“dikkat vermelerini”ister. İnsan, bilim ile araştırdıkça bu dikkat çeken yapıların derinliklerini keşfeder. Bir sivrisineğin borusunu nasıl bir anestezi yöntemi ile yerleştirdiğini, o lokal anestezinin meydana geldiği yerdeki maddelerin moleküler yapısını bize bilim verir. Yeşil yaprağın gerçekleştirdiği fotosentez mucizesi, gemileri yüzdüren sularda var olan fizik kanunları, gökte asılı duran ve -Allah’ın dilemesi dışında- asla dengesini bozmayan devasa gök cisimleri bilimin bize gösterdiği gerçeklerdir. Kuran’da haber verilen pek çok bilimsel mucize teknolojinin ilerlemesi ile birlikte keşfedilmiştir. Dolayısıyla vicdanıyla ve aklıyla düşünebilen bir insan, Kuran’daki tek bir örnekten, Allah’ın Yüce Varlığını hemen kavrar. İşte bu sebeple Kuran’da örnek verilen tek bir sivrisinek, Yüce Rabbimiz’e iman etmek için yeterlidir. Allah ayetlerinde şöyle bildirir:

Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkar edenler ise, “Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?” derler. (Oysa Allah,) Bununla bir çoğunu saptırır, bir çoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan başkasını saptırmaz. (Bakara Suresi, 26)

Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah’ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)

İman hakikatleri, bilimin bize gösterdiği hediyelerdir. Allah’ın muhteşem bir nimetidir. Allah, üstünlüğünü, büyüklüğünü, yüceliğini göstermek için bilimi vesile eder. Bilimi de, bilimin keşfettiklerini de yaratan alemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Materyalizmin Bilimsel Çöküşü

Evrim teorisinin felsefi temelini oluşturan materyalizm, 19. yüzyılda, “evrenin sonsuzdan beri var olduğu ve dolayısıyla yaratılmadığı, bütün canlı dünyanın maddenin kendi içindeki etkilerle açıklanabileceği” gibi varsayımlar ortaya atılmasına sebep oldu. Ancak 20. yüzyıl biliminin bulguları bu varsayımları tümüyle geçersiz kıldı.

Evrenin sonsuzdan beri var olduğu düşüncesi, evrenin bundan 15 milyar yıl kadar önce gerçekleşen bir büyük patlama ile doğduğunu ortaya koyan Big Bang teorisi tarafından yıkıldı. Big Bang, evrendeki tüm maddenin “yok” iken “var” hale geldiğini, yani yaratıldığını ispatladı. Hayatı boyunca ateizm propagandası yapmış, fakat hayatının son günlerinde Allah’ın varlığını açıkça görmüş ve kabul etmiş olan felsefeci Anthony Flew, bu konuda şu açıklamada bulunur:

İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, eskiden beridir dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını.1

Big Bang aynı zamanda evrenin her aşamasının kontrollü bir yaratılışla şekillendirildiğini de göstermiştir. Çünkü Big Bang sonrasında ortaya, kontrolsüz bir patlama ile elde edilemeyecek bir düzen çıkmıştır. Ünlü fizikçi Paul Davies, bu çok ilginç durum karşısında şöyle der:

Çok küçük sayısal değişikliklere hassas olan evrenin şu andaki yapısının, çok dikkatli bir bilinç tarafından ortaya çıkarıldığına karşı çıkmak çok zordur… Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayısal dengeler, kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir delildir.2

Aynı gerçek karşısında Amerikalı Astronomi Profesörü George Greenstein şöyle der:

Kanıtları inceledikçe, ısrarla önemli bir gerçekle karşı karşıya geliriz. (Evrenin oluşumunda) bir doğa üstü akıl -ya da Akıl- devreye girmiş olmalıdır.”3

Materyalizmin “canlıların maddenin kendi içindeki etkilerle açıklanabileceği” varsayımı da bilim karşısında çökmüştür. Özellikle tüm canlıları belirleyen genetik bilginin kökeni, asla maddesel bir etkenle açıklanamamaktadır. Evrim teorisinin önde gelen savunucularından biri olan olan George C. Williams, bu gerçeği 1995 tarihli bir yazısında şöyle kabul eder:

Evrimci biyologlar, iki farklı alan üzerinde çalışmakta olduklarını şimdiye kadar fark edemediler; bu iki alan madde ve bilgidir… Genler, birer maddesel obje olmaktan çok, birer bilgi paketçiğidir… Bu durum, bilginin ve maddenin, var oluşun iki farklı alanı olduğunu göstermektedir ve bu iki farklı alanın kökeni de ayrı ayrı araştırılmalıdır.4

Bu durum, genetik bilgiyi var eden madde-ötesi bir Aklın varlığının ispatıdır. Çünkü maddenin kendi içinde bilgi üretmesi mümkün değildir. Alman Federal Fizik ve Teknoloji Enstitüsü’nün yöneticisi Prof. Dr. Werner Gitt, bunu şöyle açıklar:

Bütün deneyimler, bilginin ortaya çıkması için, özgür iradesini, yargısını ve yaratıcılığını kullanan bir aklın var olması gerektiğini göstermektedir… Maddenin bilgi ortaya çıkarabilmesini sağlayacak hiçbir bilinen doğa kanunu, fiziksel süreç ya da maddesel olay yoktur.5

Tüm bu bilimsel gerçekler, evreni ve canlıları yaratanın, sonsuz bir güç ve bilgi sahibi Allah olduğunu göstermektedir. Materyalizm ise, ünlü düşünür Arthur Koestler’in ifadesiyle “bilimsel bir felsefe olduğunu artık daha fazla iddia edemez.”6

Kaynaklar
1. Henry Margenau, Roy A. Vargesse, Cosmos, Bios, Theos. La Salle IL: Open Court Publishing, 1992, s. 241
2. Paul Davies. God and the New Physics, New York: Simon & Schuster, 1983, s. 189
3. George Greenstein, The Symbiotic Universe, New York: William Morrow, 1988, s. 27
4. George C. Williams, The Third Culture: Beyond the Scientific Revolution, New York: Simon & Schuster, 1995, s. 42-43
5. Werner Gitt, In the Beginning Was Information, CLV, Bielefeld, Almanya, s. 107, 141
6. Arthur Koestler, Janus: A Summing Up, New York: Vintage Books, 1978, s. 250.

Yüce Allah, Kuran’da, bir yörünge üzerinde hareket eden yıldızlara, Kendi izniyle denizde yüzen gemilere dikkat çeker. Bilgisi dışında bir yaprak dahi düşmeyeceğini bildirir. Allah, tüm kainatın Sahibidir.