Bölüm 8: Evrim Sahtekarlıkları

Medyada ve akademik kaynaklarda sürekli olarak telkin edilen sözde “maymun insan” imajını destekleyecek hiçbir somut fosil delili yoktur. Evrimciler, ellerine fırça alıp hayali yaratıklar çizerler ama bu canlıların fosillerinin olmayışı, onlar için büyük bir sorundur. Bu sorunu “çözmek” için kullandıkları ilginç yöntemlerden biri ise, bulamadıkları fosilleri “üretmek” olmuştur. Bilim tarihinin en büyük skandalı olan Piltdown Adamı, işte bu yöntemin bir örneğidir.

Piltdown Adamı: İnsan Kafatasına Orangutan Çenesi!

Ünlü bir doktor ve aynı zamanda da amatör bir paleontolog olan Charles Dawson, 1912 yılında, İngiltere’de Piltdown yakınlarındaki bir çukurda, bir çene kemiği ve bir kafatası parçası bulduğu iddiasıyla ortaya çıktı. Çene kemiği maymun çenesine benzemesine rağmen, dişler ve kafatası insanınkilere benziyordu. Bu örneklere “Piltdown Adamı” adı verildi, 500 bin yıllık bir tarih biçildi ve çeşitli müzelerde insan evrimine kesin bir delil olarak sergilendi. 40 yılı aşkın bir süre, üzerine birçok bilimsel makaleler yazıldı, yorumlar ve çizimler yapıldı. Dünyanın farklı üniversitelerinden 500’ü aşkın akademisyen, Piltdown Adamı üzerine doktora tezi hazırladı.76 Ünlü Amerikalı paleoantropolog Henry Fairfield Osborn da 1935’te British Museum’u ziyaretinde, “doğa sürprizlerle dolu; bu, insanlığın tarih öncesi devirleri hakkında önemli bir buluş” diyordu.77 Oysa gerçek, kısa bir süre sonra anlaşılacaktı.

1949’da British Museum’un paleontoloji bölümünden Kenneth Oakley yeni bir yaş belirleme metodu olan “flor testi” metodunu, eski bazı fosiller üzerinde denemek istedi. Bu yöntemle, Piltdown Adamı fosili üzerinde de bir deneme yapıldı. Sonuç çok şaşırtıcıydı. Yapılan testte Piltdown Adamı’nın çene kemiğinin hiç flor içermediği anlaşıldı. Bu, çene kemiğinin toprağın altında birkaç yıldan fazla kalmadığını gösteriyordu. Az miktarda flor içeren kafatası ise sadece birkaç bin yıllık olmalıydı.

Flor metoduna dayanılarak yapılan sonraki kronolojik araştırmalar, kafatasının ancak birkaç bin yıllık olduğunu ortaya çıkardı. Çene kemiğindeki dişlerin ise suni olarak aşındırıldığı, fosillerin yanında bulunan ilkel araçların ise çelik aletlerle yontulmuş adi birer taklit olduğu anlaşıldı.78 Weiner’in yaptığı detaylı analizlerle bu sahtekarlık 1953 yılında kesin olarak ortaya çıkarıldı. Kafatası 500 yıl yaşında bir insana, çene kemiği de yeni ölmüş bir orangutana aitti!

Dişler, insana ait olduğu izlenimini vermek için sonradan özel olarak eklenmiş ve sıralanmış, eklem yerleri de törpülenmişti. Daha sonra da bütün parçalar, eski görünmeleri için potasyum-dikromat ile lekelendirilmişti. Bu lekeler, kemikler aside batırıldığında kayboluyordu. Sahtekarlığı ortaya çıkaran ekipten Le Gros Clark “dişler üzerinde yıpranma izlenimini vermek için, yapay olarak oynanmış olduğu o kadar açık ki, nasıl olur da bu izler dikkatten kaçmış olabilir?” diyerek şaşkınlığını gizleyemiyordu.79 Tüm bunların üzerine “Piltdown Adamı”, 40 yılı aşkın bir süredir sergilenmekte olduğu British Museum’dan alelacele çıkarıldı.

Piltdown Adamı Sahtekarlığının gelişim öyküsü:

1- Fosiller Charles Dawson tarafından “bulundu” ve Sir Arthur Smith Woodward’a verildi.

2- Parçalar ünlü kafatasını oluşturmak üzere birleştirildi.
a. İnsan kafatası parçaları
b. Orangutan çene kemiği

3- Bu kafatası hakkında birçok çizim ve rekonstrüksiyon yapıldı, 500’e yakın makale yazıldı. Orijinal kafatası British Museum’da 40 yıl sergilendi.

4- 40 yıl sonra Piltdown fosilinin bir sahtekarlık ürünü olduğu, insan kafatasına yeni ölmüş bir orangutan çenesinin eklenmesiyle oluşturulduğu ortaya çıktı.

Nebraska Adamı: Bir Domuz Dişi

1922’de, Amerikan Doğa Tarih Müzesi müdürü Henry Fairfield Osborn, Batı Nebraska’daki Yılan Deresi yakınlarında, Plieocen Dönemi’ne ait bir azı dişi fosili bulduğunu açıkladı. Bu dişin, insan ve maymunların ortak özelliklerini taşıdığını iddia etti. Çok geçmeden konuyla ilgili çok derin bilimsel tartışmalar başladı. Bazıları bu dişi Pithecanthropus erectus olarak yorumluyorlar, bazıları ise bunun insana daha yakın olduğunu söylüyorlardı. Büyük tartışmalara neden olan bu fosile “Nebraska Adamı” adı verildi. “Bilimsel” ismi de hemen takıldı: “Hesperopithecus haroldcooki.

Birçok otorite Osborn’u destekledi. Bu tek dişe dayanılarak Nebraska Adamı’nın kafatası ve vücudunun rekonstrüksiyon resimleri çizildi. Hatta daha da ileri gidilerek Nebraska Adamı’nın, eşinin ve çocuklarının doğal ortamda ailece resimleri yayınlandı.

Bütün bu senaryolar tek bir dişten üretilmişti. Evrimci çevreler bu “hayalet adamı” o derece benimsediler ki, William Bryan isimli bir araştırmacı, tek bir azı dişine dayanılarak bu kadar peşin hükümle karar verilmesine karşı çıkınca, bütün şimşekleri üzerine çekti.

Ancak 1927’de iskeletin öbür parçaları da bulundu. Bulunan yeni parçalara göre bu diş ne maymuna ne de insana aitti. Dişin, “prosthennops” isimli yabani Amerikan domuzunun soyu tükenmiş bir cinsine ait olduğu anlaşıldı. William Gregory, bu yanılgıyı duyurduğu Science dergisinde yayınladığı makalesine şöyle bir başlık atmıştı: “Görüldüğü kadarıyla Hesperopithecus ne maymun ne de insan.80 Sonuçta Hesperopithecus haroldcooki‘nin ve “ailesi“nin tüm çizimleri alelacele literatürden çıkarıldı.

SAHTE

1. Domuz Dişi

En üstteki resim tek bir diş parçasına dayanılarak çizilmiş ve Illustrated London News dergisinin 24 Haziran 1922 tarihli sayısında yayınlanmıştı. Tek bir dişten, canlının kendisi, hatta ailesi resmedilmişti. Bir süre sonra bu dişin, soyu tükenmiş bir domuza ait olduğunun anlaşılması, evrimci sahtekarlıkların ne boyutlara gelebileceğini gösterdi.

Ota Benga: Kafese Konulan Afrikalı Yerli

ota benga, kongo

Darwin İnsanın Türeyişi adlı kitabıyla, insanın maymun benzeri canlılardan evrimleştiğini iddia ettikten sonra, bu senaryoyu destekleyecek fosil arayışı başladı. Ancak bazı evrimciler “yarı maymun-yarı insan” canlıların sadece fosil kayıtlarında değil, dünyanın farklı bölgelerinde canlı olarak da bulunabileceğine inanıyorlardı. 20. yüzyılın başlarında bu “canlı ara geçiş formu” arayışları bazı vahşetlere neden oldu. Bu vahşetlerden biri, Ota Benga adlı pigmenin hikayesiydi.

Ota Benga, 1904 yılında, Samuel Verner adlı evrimci bir araştırmacı tarafından Kongo’da bulundu. Adı, kendi dilinde “dost” anlamına geliyordu; Ota, evli ve iki çocuk babasıydı. Ama bir hayvan gibi zincirlendi, kafese kondu ve ABD’ye götürüldü. Buradaki evrimci bilim adamları, St. Louis Dünya Fuarı’nda onu çeşitli maymun türleriyle birlikte kafese koyarak insana en yakın ara geçiş formuolarak teşhir ettiler. İki yıl sonra ise New York’taki Bronx Hayvanat Bahçesi’ne götürdüler ve birkaç şempanze, Dinah adı verilen bir goril ve Dohung adı verilen bir orangutan ile birlikte “insanın eski ataları” adı altında sergilediler. Hayvanat bahçesinin evrimci müdürü Dr. William T. Hornaday, bu nadide “ara geçiş formu”na sahip olmanın kendisine verdiği gurur hakkında uzun konuşmalar yapmış, ziyaretçiler de kafese konan Ota Benga’ya sıradan bir hayvan gibi davranmışlardı. Ota Benga, sonunda maruz kaldığı uygulamaya dayanamayarak intihar etti. 81

Piltdown Adamı, Nebraska Adamı ya da Ota Benga… Tüm bu skandallar, evrimci bilim adamlarının kendi teorilerini ispatlamak adına, bilim dışı hiçbir yöntemi kullanmaktan çekinmediklerini göstermektedir. Bu durumun bilincinde olarak“insanın evrimi” efsanesinin diğer sözde delillerine baktığımızda ise, yine benzer bir durumla karşılaşırız: Ortada, tümüyle gerçek dışı olan bir hikaye ve bu hikayeyi desteklemek için her yola başvurabilecek evrimci gönüllüler vardır.

375 Milyon Yıllık Timsah: Tiktaalik roseae

2004 yılında paleontologlar Neil Shubin ve Edward Daeschler tarafından Kanada’nın kutup bölgesinde bulunan bir fosil, Tiktaalik roseae olarak isimlendirildi. Fosilin yaşı yaklaşık 375 milyon yıl olarak tahmin edildi. Sudan karaya geçiş masallarına aday arayışındaki evrimciler, fosilin eşsiz bir “ara form” olduğunu iddia ettiler ve yerlere göklere sığdıramadılar.

Sevinçleri ise kısa sürdü. Tiktaalik roseae hakkında birkaç yıl süren evrimci aldatmaca, kısa bir analiz sonucunda ortaya çıkarıldı. Anlaşıldı ki, şimdiye dek garip görünümlü kolları ve tüm bedeni ile oldukça kapsamlı şekilde resmedilen, rekonstrüksiyonları hazırlanan ve bu hayal ürünü rekonstrüksiyonları müzelerde sergilenen, yıllarca kitaplarda ara fosil olarak tanıtılan Tiktaalik roseae fosili aslında yalnızca bir kafatasından ibaretti. Kafatasına eklenen diğer kemiklerin hiçbiri bu canlıya ait değildi; fosilce zengin olan aynı katmanlarda bulunmuş başka canlılara ait kemiklerden oluşmaktaydı.

Resimde altta görülen kafatası fosili üzerinden spekülasyon yapan evrimciler, üstteki gibi hayali bir yürüyen hayvan kurgulamışlardır. Böyle bir hayvan, gerçekte hiçbir zaman yaşamamıştır.

Bu canlı ile bağdaştırılmaya çalışılan yüzgeç parçaları da aynı katmanlarda yaşayan diğer balık fosillerine aitti. Bunlar kasıtlı olarak, bulunan kafatası ile bağlantılı gibi gösterilmeye çalışılmıştı. Bu yolla Tiktaalik roseae sahte bir ara fosil haline getirilmişti.

Dolayısıyla canlının kafatası ve ona yerleştirilen diğer parçalar üzerinden yapılan spekülasyonların tamamı sahteydi.

Kafatasına ait tüm özellikler timsaha ait özelliklerdi: Gözler birbirine yakın ve üstteydi, kafatası yassıydı, ayrıca kafatası gövdeden ayrı hareket edebilmekteydi. Keskin dişler ve genel görünüm tam anlamıyla timsaha özgüydü. Canlının görünümü, günümüzde Çin’de yaşayan alligator sinensis türü timsah ile birebir aynı idi. Dolayısıyla bütün bunlardan anlaşılabileceği gibi Tiktaalik roseae, bir timsah türünden başka bir şey değildir. Evrimciler, söz konusu kafatasına farklı canlılara ait kemikler ekleyerek bunu hem sahte bir ara fosil haline getirmeye çalışmış hem de günümüze kadar değişmemiş olan bir yaşayan fosil örneğini kendilerince ortadan kaldırmak istemişlerdir.

Buradaki sahtekarlığı, Tiktaalik roseae‘nın rekonstrüksiyonunu hazırlayan sanatçının izahlarından da anlamak mümkündür. Chicago Üniversitesi’nden Tyler Keillor, fosilin rekonstrüksiyonunu hazırlarken, canlının görünümünün denizden karaya geçiş masalına uygun olması için hem amfibiye hem de balıklara benzeyen ama gerçekte var olmayan bir canlıyı, tamamen hayal gücüyle yeni baştan oluşturduğunu açıkça ifade etmektedir.

Evrimciler, sadece bir kafatası fosilinden ibaret olan Tiktaalik’i, resimlerde görüldüğü şekilde sudan karaya geçmeye çalışan hayali bir canlı olarak resmetmiş, yüzgeçlerin ayaklara dönüştüğü izlenimi vermek için sahte çizimlere başvurmuşlardır. Oysa canlının rekonstrüksiyonunu yapan sanatçı, canlının bedenini kendisinin hayal gücüne dayanarak inşa ettiğini açıkça ifade etmiştir.

Keillor, söz konusu canlının dokularını da kendisinin belirlediğini, tek bir fosil kalıntısından bir canlı görünümü meydana getirebilmek için çok fazla spekülasyona ihtiyaç olduğunu da rahatlıkla ifade etmiştir.82

Tamamen timsah özellikleri gösteren bir kafatasını, evrimci bir sanatçının evrim ideolojisi doğrultusunda garip görünümlü sahte bir ara form haline getirmesi, görüldüğü gibi hiç de zor olmamaktadır. Yıllardır sürüp giden Tiktaalik roseae aldatmacası, işte bu basit kandırma yöntemi yoluyla milyonlara ulaştırılmıştır.

Konu hakkında fazla bilgisi olmayan bazı insanlar, Darwinistlerin bilimsel yollarla hareket ettiği yanılgısına düşerek, gerçekten de bir ara fosilin bulunduğu ve canlının gerçek görünümü ile sergilendiği izlenimine kapılmışlardır. Oysa elde yalnızca bir timsah kafatası, bu kafatasının yakınlarında bulunmuş çeşitli balıklara ve diğer canlılara ait kemik ve yüzgeç parçaları ve bir sanatçının evrim hikayelerine göre yönlendirilen hayal gücü vardır.

Gerçekte, Tiktaalik roseae, günümüzde de örnekleri bulunan mükemmel bir timsah türüdür. 375 milyon yıl önce yaşamıştır ve günümüzdeki timsah türleri ile tamamen aynıdır.

Sadece bir kafatasından ibaret olan Tiktaalik, günümüzde Çin’de yaşayan Alligator sinensis türü timsah ile birebir aynıdır.

Mükemmel Bir Lemur: Ida

Doğabilimci David Attenborough, 2009 yılında “evrimin kayıp halkasının artık kayıp olmadığı” iddiasıyla ortaya çıktı ve Almanya’da bulunan 47 milyon yıllık bir lemur fosilini insanın hayali atası olarak duyurdu.

%95’i korunmuş ve iç organları bile fosilleşmiş olan bu canlı, aslında mükemmel bir canlı idi. Yapısında tek bir tane bile yarı gelişmiş, eksik veya işlevsiz yapı yer almamaktaydı. Dolayısıyla bir ara form olarak kabul edilmesi imkansızdı. Fakat buna rağmen evrimci medya, bu fosili sahiplendi. Science Daily fosil için “olağandışı” açıklamasını yapıyordu. Sky News ise daha da ileri giderek fosili “dünyanın sekizinci harikası” ilan etmişti. Darwinist David Attenborough, “bu canlı bize diğer memelilerle olan bağlantımızı gösterecek” diyor ve ardından, “kayıp olduğu söylenen halka, artık kayıp değil” açıklamasını yapıyordu. Attenborough’un yanıldığı nokta ise, mükemmel bir lemur fosilini insanın hayali atası zannetmesiydi.

Darwinistlerin fosil üzerinde spekülasyonlarına sebep olan şey, fosil üzerinde bulmadıklarıydı! Ida ismi verilen fosil bir lemura aitti, fakat günümüz lemurlarından biraz daha farklı diş ve pençe yapısına sahipti. Dolayısıyla geçmişte yaşamış ve soyu tükenmiş bir lemur türünü temsil ediyordu. Evrimciler söz konusu fosil ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasından korktukları için işte şu gerçeklere değinmemişlerdi:

1. Fosilin %95’i tamdır. Dolayısıyla canlının, iç organları dahil, tüm detaylarını inceleyebilmek mümkün olmuştur. Canlı, türlere has değişkenlik gösteren birkaç detay dışında tüm özellikleriyle mükemmel bir lemur türüdür.

Mükemmel şekilde korunmuş bir fosil olan Ida, tüm özellikleriyle tartışmasız şekilde bir lemura aittir.

2. Darwinist yayınlar, Ida’nın bükülebilen baş parmağının olduğunu ve bu özelliğin diğer memelilerden farklı ama insan ile aynı olduğunu iddia etmişlerdir. Oysa bugün yaşayan lemurların da başparmakları bu şekildedir.

3. Aynı şekilde Darwinistler Ida’nın tırnaklarının olmasını da iddialarına delil olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Oysa diğer primatların da tırnakları bulunmaktadır.

4. Darwinistler Ida’nın ayak bileği kemiğinin “insanınki ile aynı olduğunu” iddia etmişlerdir. Oysa canlının ayak yapısı insanınkinden tümüyle farklıdır. Ayaklardaki tek bir kemiğin benzetilerek diğer farklılıkların ihmal edilmesi, evrimci propagandanın en bilindik yöntemidir.

5. Darwinistler günümüz lemurlarının aksine, fosilin çenesinin ön kısmında sık dişlerin bulunmadığını ve ayrıca tımar pençesinin olmadığını belirtmiş ve bunu iddialarına delil olarak göstermeye çalışmışlardır. Oysa canlının dişleri, maymun dişleri ile benzerlik göstermektedir. Tımar pençesinin olmaması ise türe has bir özelliktir. Bazı özelliklerin, türlere has varyasyonlar barındıran soyu tükenmiş bir lemurda bulunmaması, bu canlının evrimleştiğinin delili değildir; “insanın hayali atası olduğunun” ise hiçbir şekilde delili değildir. Canlının dişleri de parmakları da mükemmeldir. Canlı, evrimleşmekte olan, yarı gelişmiş, eksik veya anormal tek bir özellik bile sergilememektedir.

6. Fosil aslında 1983 yılında bulunmuştur. Bu büyük sansasyonun yapılması için ise tam 26 yıl beklenmiştir. Bu uzun bekleyişin sebebi, muhtemelen evrimcilerin en ihtiyaç duydukları anda, tamamen çökmüş ve yıkılmış oldukları anda, fosilin spekülasyon malzemesi olarak kullanılacak olmasıdır. Fosil, herhangi bir lemur fosili olarak niteliğini korurken, birdenbire, Darwinistlerin en büyük hayali buluşu haline getirilmiştir.

Chris Beard’ın (2) New Scientist dergisindeki “Why Ida Fossil is Not The Missing Link?” (Ida Fosili Neden Kayıp Halka Değil?) başlıklı makalesi

Evrimci bilim adamlarının bazıları bile, bu yaygarayı garipsediler. Nature dergisinin baş editörü Henry Gee, “kayıp halka” teriminin bu canlı için kullanılmasının yanıltıcı olacağını açık bir dille ifade etmişti. Johns Hopkins Üniversitesi Carnegie Doğa Tarihi Müzesi paleontologlarından Chris Beard,bu fosilin, BİZE İNANDIRMAK İSTEDİKLERİNİN AKSİNE, ne maymunlarla ne de insan ile bir bağlantısı yoktur” diye belirtmektedir.83

Chris Beard’ın New Scientist dergisindeki “Why Ida Fossil is Not The Missing Link?” (Ida Fosili Neden Kayıp Halka Değil?) başlıklı makalesinde, Ida’nın insana benzer herhangi bir özellik göstermediği, dolayısıyla kayıp halka olarak nitelendirilemeyeceği açıkça belirtilmektedir. Üzerinde ne kadar araştırma yapılırsa yapılsın, evrimci Beard’a göre fosil Ida bu anlamda hiçbir şekilde dünyanın sekizinci harikası değildir. Beard, bunun yerine, söz konusu fosilin bize biyoloji hakkında bilgiler verecek tam ve mükemmel bir fosil olduğunu açıkça belirtmektedir.84

Duke Üniversitesi’nden paleontolog Richard Kay,Ida’nın kayıp halka olduğuna dair iddiaları destekleyecek elde hiçbir bilimsel analiz olmadığınıaçıkça itiraf etmektedir.85 Yine Duke Üniversitesi paleoantropologlarından Elwyn Simons, Ida’nın bize, daha önce bilmediğimiz yeni bir bilgi sağlamadığını belirtmiştir.86

Evrimcilerin bile “medya sirki” diyerek utanç duydukları Ida’nın ara form olduğuna dair spekülasyonlar, evrim tarihinde bir sahtekarlık olarak yerini almıştır.