İnsanlık Tarihinde Önemli Bir Dönüm Noktası

Allah’ı inkar eden materyalist felsefe artık son çırpınışlarını yapıyor ve insanlık, 21. yüzyıla girdiğimiz şu dönemde, materyalizm, Darwinizm gibi aldatmacalardan kurtularak gerçek yaratılış amacına dönüyor.

İnsanlık tarihinin önemli bir dönüm noktasında yaşıyoruz. Bu dönüm noktasının en önemli özelliklerinden biri, bir zamanlar bilimsellik maskesi altında tüm dünyaya empoze edilen materyalist felsefenin, bizzat bilim tarafından yıkılmasıdır.Materyalizm, yani her şeyin maddeden ibaret olduğunu zanneden ve Allah’ın varlığını inkar eden felsefe, aslında putperestliğin çağdaş şeklidir. Bilindiği gibi eski putperestler taştan ve tahtadan yapılma totemlere, yani cansız maddi varlıklara tapınır, bunları kendilerine ilah kabul ederlerdi. Materyalist felsefe ise, insanın ve tüm canlıların atomlar ve moleküller tarafından yaratıldığı inancına dayanmaktadır. Yani yine cansız maddi varlıkları “ilah” kabul etme söz konusudur. Materyalizmdeki bu batıl inanca göre, cansız atomlar her nasılsa tesadüfen kendi kendilerini düzenlemişler, zamanla, hayat ve bilinç kazanmışlar ve son olarak da insanı var etmişlerdir.

Harun Yahya’nın evrim teorisinin geçersizliğini açıklayan eserlerinde, Archaeopteryx’in kuş-dinozor arası bir canlı olmadığı, günümüz kuşları gibi uçabilen soyu tükenmiş bir kuş türü olduğu delilleriyle izah edilmişti. Türkiye’deki evrimci yayınlar ise bu gerçeği görmezden gelerek, Archaeopteryx’i “kuşların ilkel atası” saymaya ve “kuşların atası dinozorlardır” masalını tekrarlamaya devam ettiler. Altta, Türkiye’deki evrimci yayınların Archaeopteryx hakkındaki söz konusu yanıltıcı haberleri görülüyor. Ancak sonunda gerçekler açıkça ortaya çıktı ve evrimci yayınların bazıları dahi Archaeopteryx efsanesinin çöküşünü kabul etmek zorunda kaldı.


Harun Yahya’nın evrim teorisinin geçersizliğini açıklayan eserlerinde, Archaeopteryx’in kuş-dinozor arası bir canlı olmadığı, günümüz kuşları gibi uçabilen soyu tükenmiş bir kuş türü olduğu delilleriyle izah edilmişti. Türkiye’deki evrimci yayınlar ise bu gerçeği görmezden gelerek, Archaeopteryx’i “kuşların ilkel atası” saymaya ve “kuşların atası dinozorlardır” masalını tekrarlamaya devam ettiler. Altta, Türkiye’deki evrimci yayınların Archaeopteryx hakkındaki söz konusu yanıltıcı haberleri görülüyor. Ancak sonunda gerçekler açıkça ortaya çıktı ve evrimci yayınların bazıları dahi Archaeopteryx efsanesinin çöküşünü kabul etmek zorunda kaldı.

Materyalizmin bu batıl inancına “evrim” adı verilir. İlk kez eski Sümer’deki ve sonra da Eski Yunan’daki putperest kültürlerde ortaya atılan “evrim” inancı, 19. yüzyılda bir grup materyalist bilim adamı tarafından adeta diriltilmiş ve dünyanın gündemine getirilmiştir. Charles Darwin bu bilim adamlarının en ünlüsüdür. Ortaya attığı evrim teorisi, 150 yıl boyunca bilim dünyasını oyalamış, yanlış olduğu görülmesine rağmen ideolojik nedenlerle yaşatılmıştır.Ancak başta da belirttiğimiz gibi materyalizm günümüzde büyük bir gürültüyle çökmektedir. 19. yüzyıla yön veren üç önemli materyalist fikir adamı olduğu söylenir: Freud, Marx ve Darwin. İlk ikisinin teorileri geçtiğimiz 20. yüzyıl içinde denenmiş, incelenmiş ve sonunda geçersizlikleri anlaşılarak birbiri ardına reddedilmiştir. Darwin ise şu içinde bulunduğumuz dönemde yıkılmaktadır.Son dönemde yaşanan bazı önemli gelişmeler, materyalizmin bu büyük çöküşüne hız kazandırdı.

Önce, ışık hızını aşma amacıyla deney yapan bilim adamları, tüm bilimsel kabulleri alt-üst eden bir bulguyla karşı karşıya geldiler: Işık hızının kat kat aşıldığı bir deney ortamında, deneyin sonucunun sebebinden daha önce gerçekleştiğine hayretle şahit oldular. Bu, 19. yüzyılda materyalist temellere dayanarak ortaya atılan “nedensellik” iddiasının çürümesi anlamına geliyordu. Bir gazete manşetinde konu “sebepsiz sonuç olabileceği ve bir olgunun sonunun, başından önce meydana gelebileceği kanıtlandı” diye özetlendi. Gerçekten de bir olayın sonucunun sebebi gibi gözüken olaydan önce gerçekleşmesi, tüm olayların ayrı ayrı yaratıldığının bilimsel bir delilidir ve materyalist dogmayı tamamen yıkmaktadır.Bundan başka, insanın gen yapısını çözmek için yürütülen İnsan Genomu Projesi sonuçlandı ve Allah’ın canlıları ne denli üstün bir yaratılışla var ettiğini ortaya koyan “genetik bilgi”nin detayları insanlığın önüne serildi. Bugün bu projenin sonuçlarını inceleyen, tek bir insan hücresinde binlerce ansiklopedi sayfasını dolduracak kadar bilgi saklandığını öğrenen her insan, bunun ne kadar büyük bir yaratılış delili olduğunu kavrıyor.

Ancak evrimciler gerçekte kendi aleyhlerinde olan bu son gelişmeyi, çarpıtmaya ve sanki “evrim” delili gibi göstermeye çalışıyorlar. En küçük bir bakterinin DNA zincirinin bile nasıl oluştuğunu açıklayamayan evrimciler, “insan genleri hayvan genlerine benziyor” gibi bilimsel bir mana ifade etmeyen, sadece toplumu yönlendirmek amacı güden mesajlar vermeye çalışıyorlar. Bazı basın kuruluşları ise, hem konu hakkındaki bilgisizlikleri hem de ön yargıları nedeniyle, İnsan Genomu Projesi’nin “evrime kanıt” sağladığını zannediyor ve öyle göstermeye çalışıyorlar.

Son olarak da, Darwinistler’in bir yüzyılı aşkın bir süredir “en büyük fosil delilimiz” dedikleri Archaeopteryx adlı kuş fosilinin Darwinizm’e delil değil darbe olduğu ortaya çıktı. Milliyet gazetesinin 25 Haziran 2000 tarihli nüshasında “Kuşların Atası Kuş Çıktı” başlığı ile Türk kamuoyuna duyurulan bu gelişme, kuşkusuz tüm evrimciler için büyük bir şok oldu.

Evrim teorisinin son fosil iddiası da tarihe karıştı

Evrim teorisi genler, DNA, hücre sistemleri gibi biyokimyasal konuların yanı sıra, paleontolojide, yani fosil biliminde de büyük bir yenilgi yaşamıştır. Fosiller, canlı türlerinin birbirlerinden evrimleşmedikleri, aksine hepsinin kendi özgün yapılarıyla ayrı ayrı yaratıldıklarını göstermektedir.Evrim teorisine göre bütün canlılar birbirlerinden türemişlerdir. Önceden var olan bir canlı türü, zamanla bir diğerine dönüşmüş ve bütün türler bu şekilde ortaya çıkmışlardır. Teoriye göre bu dönüşüm yüz milyonlarca senelik uzun bir zaman dilimini kapsamış ve kademe kademe ilerlemiştir.Bu durumda, iddia edilen uzun dönüşüm süreci içinde sayısız “ara türler”in oluşmuş ve yaşamış olmaları gerekir. Ve eğer gerçekten bu tür canlılar geçmişte yaşamışlarsa bunların sayılarının ve çeşitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olması gerekir. Ama işte Darwinizm bu noktada yıkılmıştır. Çünkü iddia edilen bu hayali ara geçiş formlarından tek bir eser bile yoktur.

Bu gerçek çok uzun süredir bilinmekteydi. Ancak evrimciler, sadece bir kaç fosil hakkında spekülasyonlar yaparak bunları “ara geçiş formu” gibi göstermeye ve “sadece bir kaç ara form bulunabildi, ama ilerde hepsi bulanacak” manasında avuntulara sığınmaya çalışıyorlardı. Ara form olarak göstermeye çalıştıkları en önemli fosil ise Archaeopteryx adlı 150 milyon yıllık soyu tükenmiş bir kuş fosiliydi. Evrimciler bu kuşun sürüngenlere benzeyen özellikleri olduğunu iddia ediyorlardı. İddiaları somut bilimsel verilerle tek tek çürütülmesine, Archaeopteryx’in bir ara geçiş formu olmadığı, uçucu bir kuş türü olduğu ispatlanmasına rağmen, ellerinde kalan bu son fosile mecburen körü körüne sarıldılar.Ama sonunda Haziran ayı içinde bulunan bir fosil, evrimcilerin bu son ümidini de kesin biçimde çürüttü. Öyle ki, bizzat evrimci kaynakların ifadesiyle, kuşların en eski atasının dinozor veya bir başka canlı değil, yine kuş olduğunu gösteren bir fosil bulundu.Bununla ilgili haber, Türk medyasında ilk kez 25 Haziran 2000 tarihli Milliyet gazetesinde, “Kuşların Atası Kuş Çıktı” başlığıyla yayınlandı. Söz konusu haber Orta Asya’da yeni bulunan bir kuş fosili hakkındaydı. Science ve Nature gibi ünlü bilim dergileri ve dünyaca tanınmış BBC televizyonu tarafından duyurulan bu gelişme şöyleydi:

 

“Orta Asya’da bulunan ve günümüzden 220 milyon yıl önce yaşadığı anlaşılan söz konusu fosilin tüm vücudunun tüylerle kaplı olduğu, kuşların atası olduğu iddia edilen Archaeopteryx’de ve günümüz kuşlarında olduğu gibi bir lades kemiğine sahip olduğu ve tüylerinde ise içi boş sapların bulunduğu tespit edildi. Bu ise, ARCHAEOPTERYX’IN KUŞLARIN ATASI OLDUĞU İDDİALARINI GEÇERSİZLEŞTİRİYOR. Çünkü bulunan fosil Archaeopteryx’ten 75 milyon yıl daha yaşlı; yani KUŞLARIN ATASI OLDUĞU İDDİA EDİLEN CANLIDAN 75 MİLYON YIL ÖNCE DE TÜM ÖZELLİKLERİYLE TAM BİR KUŞ YAŞIYORDU.”

 

Önemle belirtmeliyiz ki, Archaeopteryx’in evrime delil oluşturacak bir “ara geçiş formu” olmadığının bizzat evrimciler tarafından da kabul edilmesi, paleontoloji tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü Archaeopteryx, 150 yıldır evrimcilerin ileri sürebildikleri bir kaç “ara geçiş formu” iddiası arasında her zaman en iddialısı olmuştur. Ancak bu kaçış yolu da artık kapanmış ve paleontoloji dünyası gerçeklerle yüz yüze gelmiştir:Evrime delil oluşturan tek bir fosil bile yoktur.Bunun gösterdiği sonuç ise açıktır. Evrimci çevreler de bunu kabul etmiş ve “kuşların atası kuş çıktı” demek zorunda kalmışlardır. Evet, kuşların en eski atası da bir kuştur. Balıkların en eski atası balık, atların en eski atası at, kanguruların en eski atası kanguru ve insanların en eski atası da insandır. Yani, tüm farklı canlı sınıflamaları, yeryüzündeki bugünkü farklı, özgün ve kusursuz yapılarıyla ortaya çıkmışlardır.

Bir başka deyişle, tüm bu canlıları Allah yaratmıştır. Evrimcilerin bu apaçık gerçeğe karşı gösterdikleri tutucu direniş, artık son dayanaklarını da kaybetmiştir.