Tarihin En Ünlü Aldatmacası Evrim Teorisine Kuş Tüylerinden Yıkıcı Darbe

Ünlü ornitolog (kuş bilimci) Alan Feduccia, tüylerdeki mükemmel yapıyı şöyle tarif eder:

“Tüyler hafif, dayanıklı, aerodinamik bir şekle, kıllar ve çengellerden oluşan detaylı bir yapıya sahiptirler. Bu da onları su geçirmez yapar ve gagayla yapılan kısa süreli bir düzeltme, düzleşmiş tüyü tamamen anatomik şekle tekrar sokabilir.”(A. Feduccia, The Origin and Evolution of Birds (New Haven, CT: Yale University Press, 1996), s. 130)

İrice bir kuşun tek bir uçuş tüyünde bulunan tüycüklerin sayısı 1.000.000’u bulabilir.(Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis, Adler and Adler, Bethesda, s. 202,1986) Yukarıdaki resimde, tüycükler üzerinde bulunan minik kancaların 20,000 defa büyütülmüş resmini görüyorsunuz. Bu kancaların sahip oldukları yapı sayesinde, tüycükler zorlandıklarında birbirinden ayrılabilirler ve böylelikle kuşun kanat ve tüylerinin sert rüzgarda zarar görmesini önlemiş olurlar.

Evrimciler tüylerin, kuşların sözde ataları olan sürüngenlerin pullarından evrimleştiğini iddia ederler. Oysa pullar, derideki katmanlardır; tüyler ise saça benzer şekilde derinin içindeki foliküllerden (küçük boşluk) çıkar. Tüyler, sap, tüycükler ve kancalardan meydana gelir. Üstelik tüycüklerle pulların ortaya çıktığı yer de çok farklıdır.

Tüylerdeki Komplekslik

Dönem dönem bazı medya organlarında insanlara aktarılan kuşların ortaya çıkışı ile ilgili evrim senaryoları, bilimsel bir bulguya değil, evrimi bir dogma olarak benimseyen ve teoriye felsefi nedenlerle bağlılıklarını sürdüren araştırmacıların ön yargılarına dayanır. Asıl dikkat çekici olan nokta ise, bilimin bulgularının gerçekte bu Darwinist iddiaları kesin bir şekilde reddediyor olmasıdır. Kuşlardaki özgün yapılar, ortaya koydukları “indirgenemez komplekslik” özelliğiyle evrimi yalanlamakta, kuşları Allah’ın yarattığı gerçeğini doğrulamaktadır. Şimdi kuşlardaki yapıları daha yakından inceleyelim:

Tüyler ve diğer yapılar kuşun “elbisesini” (plumage) oluşturur. Elbise, dermal ve subdermal (deri altı) kaslar, bağlar, beyin ve duyu organları hep birlikte, kompleks bir ünite olarak çalışması gereken, ‘parçaları birbirine bağlı’ bir yapı oluşturur, aksi takdirde tüyün sağlıklı bir şekilde işlev görmesi mümkün olmaz. Ayrıca açı, kalınlık ve şekil gibi detaylarla olağanüstü bir hassasiyet söz konusudur. Öyle ki, en küçük sapmalar bile uçuşun sayısız sistemden oluşan müthiş komplekslikteki yapısını zedeler ve sistemi çalışmaz hale getirebilir. Bunlara folikül yapısı ve kompleksliği de dahil edildiğinde, bu sistemin evrimle ortaya çıktığı senaryoları büsbütün bilim dışı bir hal alır. Gerçekte bu hayali evrimin aşamalarının tahmini dahi mümkün görünmemektedir.

Evrimci bir yayında bunun güçlüğü şöyle itiraf edilir:

“… ilk tüylerin evrimini düşünmede en önemli zorluk, bu yapının nasıl olup da, fonksiyonel olarak makul varsayıma dayalı morfolojik basamaklar (Tüylerin, varsayılan evrimleri boyunca izledikleri farz edilen, farklı görünümdeki yapısal basamaklar) serisiyle ve sürekli seçici kuvvetler serisinden geçerek oluştuğunu açıklamadaki zorluktur.”(Regal, P., “The Evolutionary origin of Feathers”, The Quarterly Review of Biology, 50(1): 35-66, 1975:s. 35-36)

Bir başka evrimci kaynakta ise şu yorum yapılır:

“Tüylerin evriminin en eski aşamaları üzerinde bile spekülasyon yapmak zorluklarla doludur.”(Bock, W. J, “Explanatory History of the origin of Feathers”, American Zoology, 40: 478-485)

Pul ile Tüy Arasındaki Aşılmaz Farklar

Tüyle pul arasındaki büyük farklılık, ikisinin bilgisini genetik seviyede kodlayan genler arasında da mevcuttur. Bu durum ise kaçınılmaz olarak pullara sahip bir sürüngenin, sözde kuşa dönüşüm aşamasında, kuş tüyü için gerekli genetik bilgiyi “hangi mekanizmayla, nasıl?” kazanmış olabileceği sorusunu gündeme getirir. Evrim teorisine göre doğada o zamana dek bulunmayan tüylerin genetik bilgisi yeni bilgi olmalı, ayrıca bu bilgiler sürüngenin DNA’sına doğal sebeplere dayalı bir mekanizmayla eklenmiş olmalıdır. Evrimciler sözde mekanizma olarak rastgele mutasyonları öne sürmektedirler. Ancak mutasyonların canlılara yeni genetik bilgiler eklemesi gibi bir durumun mümkün olmadığı, dolayısıyla onları evrimleştirici bir etkisinin olmadığı da bilinmektedir. Bir mekanizma göstermede çaresiz olan evrimciler yine de iddialarından vazgeçmemekte, “vardır, o halde evrimleşmiştir” mantığında hareket etmektedirler. Bir başka deyişle, tüylerin pullardan evrimleştiği iddiası hiçbir bilimsel delil olmaksızın savunulmaktadır.

Evrimciler tüylerin ortaya çıkışı ile ilgili evrime dayalı iddialarındaki çıkmazı, senaryoya spekülatif bir aşama ekleyerek gidermeye çalışmışlardır. Buna göre tüylerin dinozorlarda, önce ısı yalıtımında fayda sağlayacak şekilde ortaya çıktığı, sonra bunların uçuşa faydalı olacak şekilde evrimleşerek özelleştiği iddia edilmektedir. Bu, evrimcilerin “işte öylesine hikayeler”*inden bir tanesidir. Diğer tüm evrimci hikayeler gibi, bu evrim hikayesi de yeni genetik bilginin nasıl ortaya çıkmış olabileceğine dair bir cevap verememektedir.

“İşte-öylesine hikayeler” evrimcilerin sıklıkla başvurduğu ancak hiçbir bilimsel yönü olmayan hayali senaryolardır. Bu hikayelerin oluşturulması da son derece kolaydır. Önce bir canlıya ait özelliğin avantajlı yönü veya yönleri tarif edilir. Sonra bu avantajın nasıl evrimleşmiş olabileceğine dair bir senaryo üretilir. Elbette bu şekilde oluşturulacak evrimci tezlerin pratikte bir sınırı yoktur.

Fosil Kayıtları Tüyler Hakkındaki Evrim Senaryosunu Reddediyor

Pul ile tüy arasındaki aşılmaz yapısal farklılıklar evrimcilerin iddialarının geçersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Bütün bunların yanı sıra bilinen en eski kuş olan Archaeopteryx günümüzün uçucu kuşlarından farksız, asimetrik bir tüy yapısına sahiptir. Yani bilinen en eski kuş -evrim teorisine göre beklenmesi gereken “ilkel” tüy yapısıyla değil- en mükemmel tüy yapısıyla birlikte ortaya çıkmıştır. L. Martin ve S. A. Czerkas şöyle der:

“Bilinen en eski tüylerin… mikroskop altında detaylı bir şekilde incelendiklerinde zaten eksiksiz, modern tüyler olduğu görülür.”(Martin, L. And Czerkas, S. A., “The Fossil Record of Feather Evolution in the Mesozoic”, American Zoology, 40: 687-694, 2000; s. 687)

L. Martin ve S.A. Czerkas isimli araştırmacıların bu sözleri, fosil kayıtlarının tüylerin evrimi senaryolarını geçersiz kıldığını açıkça göstermektedir. Columbia Üniversitesi’nden bir biyolog aynı durumu şu sözlerle itiraf eder:

“Elimizde en ilkel tüyle sürüngen pulları arasındaki ara formların hiçbiri bulunmuyor.”(Bock, W. J, “Explanatory History of the origin of Feathers”, American Zoology, 40: 480)

Kuş tüylerindeki kompleks yapı ve fosil kayıtlarında tüylerin evrimine delil gösterilebilecek hiçbir örnek bulunamamasının tek bir izahı vardır. Kuşlar evrimleşmemiş, yoktan var edilmiş, yani yaratılmışlardır. Hiç şüphesiz kuşların mükemmel yapılarını ve uçma yeteneklerini her şeyi bilen, onları ve tüm varlıkları, yerde ve gökte olanların tümünü yaratan üstün güç sahibi Allah yaratmıştır. Allah kuşlara verdiği uçuş yeteneğini bir Kuran ayetinde şöyle bildirmektedir:

“Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş (musahhar kılınmış) kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle boşlukta) Allah’tan başkası tutmuyor. Şüphesiz, iman eden bir topluluk için bunda ayetler vardır.” (Nahl Suresi, 79)

iddialaracevap.org adnanoktarhaber.com adnanoktarhukuk.com adnanoktargercekleri.com