Dinsizlik ve Darwinist İnancın Negatif Etkisi: Saldırganlık

Cahiliye Kültüründeki Delikanlı Karakteri Saldırganlığın Sebeplerindendir

Cahiliye kültüründe sık rastlanılan karakterlerden biri olan “delikanlı karakteri”, özellikle bazı gençlerin benimsediği, Kuran ahlakına uygun olmayan hal ve tavırlardan meydana gelir. Korkulan, çekinilen insan olmak, tehlikeli gözükmek bu karakter yapısının başlıca özelliklerindendir. Özellikle büyüme çağındaki gençlerin bazı film ve dizilerden hal alarak çevrelerine karşı saldırgan ve öfkeli tavırlar sergilemeleri günümüzde sık sık rastlanan durumlardandır. Kendilerini kanıtlama adı altında çevrelerine veya kendilerine zarar vermeyi umursamayan bu kişiler, içerisinde bulundukları karanlık ruh hali nedeniyle azap dolu bir yaşam sürerler. Sürekli maruz kaldıkları Darwinist propaganda sebebiyle güçlü olanın güçsüzü ezmesi gerektiği bunun da yaşamın kanunu olduğu yanılgısına kapılan bu gibi gençler, sonuçlarını düşünmeden pişman olacakları bir takım kötü işlerin içine girerler.

Allah inancı zayıf olan bu karakterdeki insanlar, kavgacılık, saldırganlık, alaycılık, şiddetten zevk alma gibi kötü ahlak özelliklerini göstermekte sakınca görmezler. Futbol maçlarına giderek fanatik ve saldırgan tavırlar sergilemek, bağırıp çağırıp kavga çıkarmak, kargaşa ortamlarından hoşlanmak bunun en yaygın örneklerindendir.

Cahiliye toplumu olarak adlandırabileceğimiz, Kuran ahlakından uzak yaşayan toplumlarda bu saldırgan, küstah, vahşi, kaba insan modelinin farklı türlerini görebiliriz. Kuran’da bu insan modeli, “yemin edip duran, aşağılık” (Kalem Suresi, 10), “hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar, zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik…” (Kalem Suresi, 12-13) ifadeleriyle tarif edilir.

Kuran ahlakında bu tarz davranışların yeri kesinlikle yoktur. Allah her insanı yoktan varetmiş ve ona Ruhundan üflemiştir. İnsan değerli bir varlıktır. Allah insanı diğer varlıklardan üstün kılmıştır. İnsan öfkeli hal ve tavırlardan değil, güzellikten, şefkatten, huzur ve güven ortamından zevk alır. Fıtrat olarak sevmeye ve sevilmeye yatkındır. İnsan, dostluklardan, sevgiden, muhabbetten, sevincini birileriyle paylaşmaktan, güveneceği insanlarla birlikte olmaktan zevk alacak şekilde yaratılmıştır. Yalnızlık, kindarlık, saldırganlık insan fıtratına aykırı olduğu için, kişiyi bunaltır, sıkıntıya düşürür.

Saldırganlığın Kökeni Olan Kin ve Öfkenin İnsanlara Yaşattığı Gerilim

Birçok insanın sıkıntı ve huzursuzluk içerisine düşmelerine neden olan ve onları saldırgan davranışlara yönelten ahlak özellikleri arasında kin ve öfkenin yeri oldukça büyüktür. Her insan günlük hayat içerisinde hoşuna gitmeyen pek çok olay ya da tavırla karşı karşıya kalabilir. Bazı insanlar bu tür durumlarda hemen öfkelenir, hatta bununla da yetinmeyip öfkelerini içlerine yerleşen bir kine dönüştürürler.

Bu kötü ahlakı yaşayan insanlar, rahatlıkla hoşgörü gösterip geçebilecekleri olayların etkisinden bir türlü kurtulamazlar. Sıradan bir olay ya da bir kimsenin basit bir hatası bu kişilerin öfkelenmesi için yeterli olur. Hatta bazen de sırf öfke gözüyle baktıkları için, insanların normal davranışlarını dahi kızılacak tavırlar olarak algılayabilirler.

Diğer ahlak bozukluklarında olduğu gibi kin ve öfke de herkesten çok kişinin kendisine zarar veren duygulardır. Öfkenin insanlar üzerinde fiziksel anlamda oluşturduğu tahribat küçümsenemeyecek boyutlardadır; iç huzursuzlukları, baş ağrısı, mide ağrısı, uykusuzluk, stres gibi birçok hastalıkların temelinde genellikle bu tür ahlak bozuklukları olur.

Gösterilen bu ahlak, kişilerin o anda Allah’ı, kaderi, imtihan olduklarını ve ahirette hesap vereceklerini unutmuş olmalarından kaynaklanmaktadır. Yoksa saatlerce, günlerce ya da haftalarca bir olayı ya da bir davranışı düşünerek, buna karşı kalplerinde öfke barındırabilmeleri mümkün olmaz.

İman edenler ise nefislerinin bu telkinlerine kulak vermezler. Çünkü Allah, rızasını kazanacak ve cennetine kavuşacak kullarını, “Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.” (Al-i İmran Suresi, 134) ayetiyle tanımlamaktadır.

Saldırgan Kişilerin Özellikleri

  • Saldırgan kişi, çevresindekilere kimseden korkmadığını, bu nedenle hiçbir kuralı tanımayacağı mesajını vermeye çalışır. Tanımadığı bu kurallar arasında kişisel haklardan toplumsal kurallara ya da devletin kanunlarına kadar her türlü yaptırım yer alabilir.
  • Saldırgan hal ve tavırlara sahip kişinin öfkesini yenmek, daha iyi, daha güzel ahlaklı bir insan olmak gibi bir çabası yoktur. Aksine sinirlendiği zaman olayları daha da abartarak yaşamayı tercih eder. Ortamda bir neşe, huzur ve güzellik hakim olsa bile bu kişi sürekli bir öfke ve kin içerisinde olur. Bu sayede çevresindeki kişiler tarafından uzak durulması gereken kişi olarak bilinir. Kimse öfkesine hedef olmak istemediği için onunla iletişim kurmaz. Bu da kişinin yalnız kalmasına sebep olur.
  • Kavgacı kişiler acımasız ve gözü karadır. Her türlü şiddeti meşru görürler. Bu nedenle de en küçük bir olayda dahi öfkeleri saldırganlık şeklinde kendini gösterir.

Saldırgan Kişiler Her Türlü Kötü Davranışı Meşru Görürler

Saldırgan ve kavgacı kişiler, en yakınlarına bile maddi ve manevi şiddet uygulamaktan ve zarar vermekten çekinmezler. Kapıları çarpmak, tehditler savurmak, kin dolu bakışlarla bakmak, terslemek, taşkın hareketler yapmak, çıkışmak, bağırıp çağırıp azarlamak, aşağılayıcı ve hakaret içerikli konuşmalar yapmak saldırgan ahlakın sadece sözlerde dışa vuran yansımasıdır. Bunun yanında saldırgan kişilerin çevrelerindekilere korku salmak için kullandıkları en büyük silahları “fiziksel güç”tür. Şeytanın çağrısına kulak vererek öfke ve nefreti benimseyen kişilerin şiddet konusunda da sınırları yoktur.

Üzerlerindeki pervasızlık, ağır yaralamayı hatta cinayet işlemeyi dahi normal karşılayacak niteliktedir. Bu ruhtaki insanların çoğu, herhangi bir sorunla karşılaştıklarında, karşılarındaki kişi, eşleri, çocukları bile olsa konuyu konuşarak halletmektense, direkt olarak saldırarak halletme yoluna giderler. Çoğu zaman bununla da tatmin olmayarak ciddi fiziki tahribatlar oluştururlar. Oysa Allah Kuran’da kesin bir adaleti emretmiş, her türlü zulüm ve zorbalığı da kınamış ve yasaklamıştır. Kuran ayetlerinde Rabbimiz şu şekilde buyurur:

“Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık, alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan), hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar, zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik.” (Kalem Suresi, 10-13)

Saldırganlığın Fikri Temeli Sosyal Darwinizmdir

Şiddete dayalı kültürün temelinde insanı bir hayvan türü olarak gören Darwinizm ideolojisi yatmaktadır. Güçlülerin zayıf olanları ezmesi, yaşam mücadelesi, türler arasında, insanlar arasında ve medeniyetler arasında çatışmaya yönlendiren ırkçı yaklaşım bu fikrin dayanak noktalarıdır.

Şiddeti, savaşçılığı yücelten, güzel ahlakı, sevgiyi, barış ve huzuru ise göz ardı eden bu düşünce yapısının yayılması için şimdiye dek çalışmış olan ideologların büyük çoğunluğunun din ahlakından uzak kimseler olması en dikkat çeken ortak yönleridir. Bugün de bütün dünyaya filmler, romanlar, resimli romanlar aracılığıyla söz konusu Darwinist düşünce yapısı telkin edilmeye çalışılmaktadır. Bu propaganda ile kan dökücü saldırgan karakter, “gözü pek, bileği ve yüreği güçlü” gibi sahte tanımlamalar altında kendine meşru ve cazip bir zemin bulmaktadır.

Kuşkusuz bu tehlikeli bir düşünce yapısıdır. Bu tehlikenin farkında olmak, söz konusu teori ve bu teoriye dayalı ideolojilere karşı gerekli fikri önlemlerin alınması açısından son derece önemlidir. Unutmamak gerekir ki, Darwinizm ve Darwinizm’i temel alan tüm toplum modelleri insanlığı büyük felaketlere sürükleyecek modellerdir.

Din Ahlakının Yaygınlaşması Tek Çözümdür

Mutlak barış ve huzur çağı ancak şiddete dayalı bu sistemin fikren ortadan kaldırılmasıyla oluşabilir. Öncelikle insanlığa büyük zararlar veren Darwinizm gibi batıl fikir sistemlerinin temeli fikri mücadele ile yok edilmeli, daha sonra da bu fikrin hayat sahası olan konular yoğun bir eğitim ve bilgilendirme ile ortadan kaldırılmalıdır. Dünya üzerindeki bu yapının çözülmesi, hem toplumlar arasında hem de insanlar arasında gerçek huzurun yaşanmasına vesile olacaktır.

Şiddete, gurura, nefrete dayalı olan bu sisteme karşı beklenen çözümün tamamen bu yapının dışında olması, sevgiye, adalete, fedakarlığa, alçakgönüllülüğe, merhamete dayalı olması şarttır. Bu ise ancak din ahlakının yaygınlaşması ile mümkün olur. İyilerin biraraya gelmeleri ve birlikte davranmaları ile kötülerin ittifakı dağılacak, Allah’ın izniyle kötülüklerin fikri zemini eriyip yok olacaktır.

Allah her insanı yoktan varetmiş ve ona Ruhundan üflemiştir. İnsan öfkeli hal ve tavırlardan değil, güzellikten, şefkatten, huzur ve güven ortamından zevk alır. Fıtrat olarak sevmeye ve sevilmeye yatkındır. İnsan, dostluklardan, sevgiden, muhabbetten, sevincini birileriyle paylaşmaktan, güveneceği insanlarla birlikte olmaktan zevk alacak şekilde yaratılmıştır. Rabbimiz Kuran’da, insanları denemek için nefse fücurunu (kötülük) ilham ettiğini bildirmiştir. Önemli olan kararlı bir mücadeleyle nefsi bu kötülüklerden temizleyip arındırarak Allah’ın sınırlarına mutlak bir bağlılık göstermektir.

”Haklı olanın değil güçlü olanın kazanacağı”, Darwinizm’in en temel yalanlarından biridir ve insanları her türlü kanun dışı ve gayri ahlaki eylemi yapmaya elverişli hale getirmektedir. Hiç şüphe yok ki, Darwinist telkinlerin gençlerde meydana getirdiği ağır tahribatı ortadan kaldıracak, onları devletlerine, milletlerine ve insanlığa faydalı hale getirecek olan yalnızca din ahlakıdır. Kendisini Yüce Rabbimiz’in yaratmış olduğunu bilen, Yaratıcımız olan Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde, yaptıklarının hesabını vereceğinin şuurunda olan bir kimse her zaman güzel ahlak gösterecek, iyiliği emredip kötülükten sakındıracak, barışa davet edecek, merhameti tavsiye edecektir.