Tek Bir Serçe Parmağı Fosilinden Yapılan Büyük Spekülasyon

Tek bir parmak kemiğinden oluşturulan bu senaryo, çocukların dahi inanamayacağı acizlikte bir iddiadır. Fakat söz konusu haber, Darwinist yayınların tümünde şaşırtıcı bir ciddiyetle verildiği ve çeşitli bilimsel terimlerle süslendiği için burada söz konusu mantıksız iddianın geçersizliğini gösteren gerçek bilimsel delilleri sunmak yerinde olacaktır.

Üçüncü Türe Delil Gösterilen Akıl Almaz, İnanılmaz Gerekçe: Mitokondriyal DNA Analizleri

Darwinistler bir serçe parmağı kemiğini, bu şaşırtıcı üçüncü tür hikayesine dayanak gösterebilmek için yine bilimsel aldatmacalara sığınmışlardır. Adı geçen yayınlarda insanları bu konuda aldatabilmek amacıyla sanki söz konusu iddianın genetik ve dolayısıyla bilimsel bir delili varmış gibi gösterecek özel terimler seçilmiştir.

Öncelikle bir canlının genetik bilgisine ulaşabilmek için hücresindeki DNA’sına sahip olmamız gerekir. Fosili bulunan söz konusu canlının ise DNA’sı hakkında hiçbir bilgimiz yoktur. DNA’sı olmadan bir canlının neye benzediği, nasıl göründüğü, anatomik yapısının nasıl olduğu gibi bilgilere ulaşabilmemiz mümkün değildir. Nitekim bu haberin yayınlandığı National Geographic internet sitesinde de, elde edilen veriden yola çıkılarak, canlının iskelet yapısı, görünümü, beyin gücü, kas yapısı, kısaca canlıya ait hiçbir özellikten bahsetmenin mümkün olmadığı açıkça ifade edilmiştir. (“New Type of Human Discovered via Single Pinky Finger”, National Geographic 2)

Söz konusu fosil ile ilgili yapılan şamatanın tek kaynağı Darwinistlerin, söz konusu canlının mitokondriyal DNA’sına ulaştıkları yönündeki asılsız iddialarıdır.

Mitokondriyal DNA (mtDNA), canlı hücresindeki mitokondride bulunan ve hücre içindeki ana DNA’dan farklı, yalnızca mitokondriye ait olan DNA’dır. Dolayısıyla mtDNA analizleriyle bir canlının genetik bilgisine veya fiziksel özelliklerine ulaşabilmek mümkün değildir. Darwinistler, mtDNA analizleriyle canlının atalarını saptayabileceklerini düşünürler. Darwinistlerin iddiası bu yöntemle, canlının farklı bir soydan geldiğini, Afrika’dan çıkıp 40.000 yıl önce Asya’ya giden yeni bir tür olduğunu ve mtDNA analizi ile canlının atalarının daha kapsamlı şekilde tespit edilebileceği şeklindedir. Oysa hikaye de yöntem de hayalidir.

Şöyle ki,

Uzun yıllar boyunca Darwinistler, hücrede enerji sağlamakla görevli ve kendi DNA’sına sahip bir organel olan mitokondrinin sadece anne tarafından aktarıldığını, böylelikle mitokondriyal DNA parçalarındaki değişimlerin anne, anneanne, büyük anne vs. sıralamasıyla en eski ataya kadar izlenebileceğini öne sürmüşlerdir. Bu yolla bir canlının mtDNA analizlerine bakarak soyunun tek koldan doğrudan takip edilebileceğini ve böylelikle hayali ilk insansının başlangıç noktasının nerede olduğunun bulunabileceğini iddia etmişlerdir.

Fakat mtDNA hakkındaki bu Darwinist iddialar, ilki 1999 ikincisi 2002 yılında yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda tamamen yalanlanmıştır.

Darwinistlerin mtDNA Hakkındaki İddialarını Yalanlayan Bilimsel Deliller

1999 yılında Proceedings of the Royal Society dergisinde yayınlanan iki ayrı makalede mtDNA konusundaki Darwinist varsayımların geçersizliği ortaya konmuştur. Malezya’nın küçük bir adasında yaşayan insanların hücrelerinde babadan aktarılmış mitokondrilere rastlanmıştır. Nature dergisi, Darwinist bir yayın organı olmasına karşın bu bulguların “mitokondriyal DNA varsayımlarını haksız çıkardığını” itiraf etmiştir. (Fathers can be Influential too, 18 Mart 2003: nature.com/nsu/990318/990318-5.html3)

Benzer bir haber 2002 yılında New Scientist dergisinin internet sitesinde yayınlanmış ve Danimarkalı bir hastanın mitokondrilerini %90 oranında babadan aldığının anlaşıldığı bildirilmiştir. Söz konusu yayında, bunun, evrim biyologlarının varsayımlarına vurduğu darbe ile ilgili olarak, “Mitokondriyal DNA’nın nadiren de olsa babadan aktarılması, çalışmalarının çoğunu geçersiz kılmaya yeterli olacaktır” ifadesi yer almaktadır. (Mitochondria can be inherited from both parents , 23 Ağustos 2002: newscientist.com/news/news.jsp?id=ns999927164 Forster, P. M., Annals of Human Genetics, 67, 2)

Son olarak, Annals of Human Genetics dergisinde çıkan bir yazıda da bugüne kadar Darwinistlerin başvurduğu mitokondriyal DNA veri bankalarının hatalı işlenmiş bilgilere dayandığı bildirilmektedir. (2003 – Error reports threaten to unravel databases of mitochondrial DNA, Carina Dennis: nature.com/cgi-taf/DynaPage.taf?file=/nature/journal/v421/n6925/full/421773a_fs.html)

Görüldüğü gibi mtDNA hakkındaki genel Darwinist inanış özellikle son on yılda gerçekleşen araştırma sonuçları ile yalanlanmış bulunmaktadır. Fakat Darwinistler, dünyanın en tanınmış Darwinist bilim dergilerinde çıkan bu haberleri ısrarla yok saymakta ve hala sözde ortak köken iddialarını mtDNA analizlerine dayandırmaya çalışmaktadırlar.

Dolayısıyla bulunan kemik parçası üzerinde mtDNA yöntemine dayanarak ortaya atılan “üçüncü tür” tanımlaması, tümüyle aldatıcıdır.

Farklı Bir Soy Neden Darwinistleri Bu Kadar Endişelendiriyor?

Bu sorunun tek bir cevabı vardır: Darwinistler tamamen hayali bir senaryo dahilinde masallar üretirler. Onlara göre belli zaman aralıklarında hayali ortak atadan türemiş olan hayali insansılar var olmuş ve nihayet geriye bugün Homo sapiens kalmıştır. Şimdiye kadar iddialarının tek bir tanesini bile kanıtlayamamış olan Darwinistler için hikayelerini altüst edecek yeni bir kol, onlar için yepyeni bir açmaz, yepyeni bir sıkıntı demektir.

Bu yeni buluş ile ilgili asıl gerçekler ise şunlardır: Bulunan serçe parmağı fosili, bir insana aittir. Bu insan günümüz insanının aynısıdır. Şu an dünyada nasıl farklı insan ırkları – eskimolar, zenciler anglo-saxonlar, Kafkasyalılar vs. – varsa, o dönemde de aynı şekilde farklı türler bulunmaktadır. Bu canlı da o dönemde yaşayan ırklar arasından birini temsil etmektedir. Söz konusu fosilin yanında bulunan bilezik gibi süs eşyaları da, bu canlıların günümüzden yaklaşık 40.000 yıl önce aynı günümüzdeki şekilde süs ve estetik anlayışına sahip olduklarını açıkça göstermektedir. Fosil ile ilgili araştırmayı yürüten Almanya’daki Max Planck Enstitüsü Evrimsel Antropoloji bölümünden Johannes Krause, söz konusu bulgular ile ilgili BBC News’e şu açıklamayı yapmıştır:

“Elimizde çeşitli süsler var, bir bilezik bulduk. Dolayısıyla fosilin bulunduğu katmanda genellikle modern insan arkeolojisi ile ilişkilendirilen çeşitli elementler bulunmakta.” (DNA identifies new ancient human dubbed ‘X-woman’, news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/8583254.stm)

Nitekim Neandertaller de bu insan ırklarından biridir. Darwinistler Neandertallerin sözde ilkel insanlar olduklarını iddia ederler. Oysa onlar, günümüz insan ırklarından farksızdırlar. Haklarında yapılan spekülasyonların tek dayanak noktası, bu ırkın soyunun tükenmiş olmasıdır. Tıpkı soyu tükenmiş maymun türlerinin Darwinist aldatmacaya sürekli olarak malzeme olması gibi, bu insan ırkı da soyu tükendiği için sürekli Darwinist aldatmacadan nasibini almaktadır.

Söz konusu haberlerde bu farklı insan türleri iddiasına delil olarak gösterilen, geçersizliği defalarca bilimsel delillerle, üstelik de Darwinist kaynaklarda açıklanmış olmasına rağmen hala ısrarla spekülasyon malzemesi olarak kullanılan Flores adamı da gündeme getirilmiştir. Flores adamının hastalık geçirmiş olan günümüz insan türlerinden birine ait olduğu bugün artık bütün dünya tarafından bilinmektedir.

Mitokondriyi, DNA’yı, DNA’nın İçindeki Tek Bir Proteini Açıklayamayan Darwinistler ve Çaresiz Spekülasyonları

Darwinist aldatmacaları ortadan kaldıran tüm bu bilimsel açıklamaların ardından, tek bir parmak fosilini alıp yaygara çıkaran çaresiz Darwinistler ile ilgili önemli bir gerçeği hatırlamakta fayda vardır: Darwinistler şu an halen, o fosilleşmiş kemiğin içindeki mitokondrinin içinde bulunan DNA’nın TEK BİR TANE PROTEİNİNİ BİLE AÇIKLAYAMAMAKTADIRLAR.

Tek bir protein karşısında bu kadar acizken, henüz hayatın başlangıcı ile ilgili senaryolarını açıklayamazken nasıl hala insan türleri hakkında spekülasyon yapabilmekte, tek bir serçe parmağı fosilinden bir insan resmi ortaya çıkarabilmekte, onun hakkında çocukları güldürecek mantıksızlıkta bir hikaye üretebilmektedirler? Tek bir serçe parmağı fosili üzerinden yapılan bu yorum o kadar şaşırtıcı bir yorumdur ki, normal şartlarda böyle bir iddiayı savunmak olağanüstü derecede küçük düşürücü olmalıdır. Fakat 150 yıldır tüm dünyayı aldatmış olan Darwinist telkin, böylesine mantıksızlıkları kendilerince makul hale getirmiş durumdadır. Yıllarca;

  • Tek bir proteini laboratuvarda üretemediği halde çamurlu suda ilk hücrenin kendi kendine meydana geldiğini savunan,
  • Genetik bilgi eklenmesinin mümkün olmadığını, mutasyonların öldürücü olduğunu bile bile tüm türlerin tesadüfi mutasyonlarla birbirine dönüştüğünü iddia eden,
  • Maymunu (veya yeni iddialarına göre maymunun da atası olan garip bir mahluku) ataları olarak kabul eden,
  • Asıl olarak da yeryüzündeki tüm muhteşem canlı çeşitliliğinin ve moleküler düzeyde hayranlık uyandırıcı kompleksliğin tamamen TESADÜFLERE ait olduğunu anlatan Darwinistler, hala bunlar kadar mantıksız iddialar ortaya atabilmektedir-ler. Böylesine bir hikaye, dünyanın en ta-nınmış dergilerinde, internet sitelerinde, kıdemli bilim adamları tarafından oldukça sakin bir şekilde anlatılmaktadır. Söz konusu profesörler konu hakkında konferanslar vermekte, insanlarla birebir muhatap olarak, onların yüzlerine karşı bu akıl almaz, inanılmaz hikayeyi pervasızca anlatmaktadırlar. Tek bir parmak fosilinden türettikleri utanç verici insan resimlerini, büyük bir gururla, hiç çekinmeden göstermektedirler.

Darwinist İddiaları Yok Etmek İçin Darwinistlerden Tek Bir Proteinin Oluşumunu Açıklamalarını İstemek Yeterlidir

Şimdi Darwinistler bu tür mantıksız izahları bir propaganda malzemesi yaparak ortaya çıktıklarında onlardan yalnızca tek bir proteinin oluşumunu açıklamalarını istemek yeterlidir. Evrim bir yalan olduğu için Darwinistlerin getirdikleri tüm iddialar, yukarıda da görüldüğü gibi çok detaylı bilimsel delillerle, hemen çürütülmektedir. Fakat asıl evrimle ilgili her şeyi bitiren, Darwinistleri baştan susturan konu, bir proteine dahi açıklama getirememeleridir.

Artık Darwinistler için meydan boş değildir. Ürettikleri her yeni hikayede mutlaka karşılarına bilimsel deliller çıkarılacaktır. Her defasında onlara bir proteinin bile teorilerini yıktığı hatırlatılacaktır. Konu hakkında detaylı bilgisi olmayan bazı insanlar, Darwinistlerin proteinleri ileride açıklayabileceklerini düşünüp yanılıyor olabilirler. Şu anda proteinlerle ilgili keşfedilen her yenilik, bu yapının tahayyül edebileceğimizden çok daha fazla kompleks olduğunu ve insanın yeteneklerini aşan bir düzen ve disipline sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla her yenilik, Darwinizm’e yepyeni bir darbe vurmaktadır. Zaman ve bilim sürekli olarak Darwinistlerin aleyhine işlemektedir.

Darwinist oyunlar, asla başarıya ulaşamaz. Çünkü bu Yüce Allah’ın kanunudur. Bu sahte teori, tüm dünyada, mutlaka büyük bir hüsran ve başarısızlıkla haşmetli bir yıkıma uğrayacaktır. Rabbimiz bu yıkılışın delillerini şu anda bize sayısız ve ihtişamlı şekilde göstermektedir. Yüce Allah’ın yarattığı kader, en güzel şekilde tecelli edecektir. Bir ayette Rabbimiz’in yaratma ilmi şöyle haber verilmiştir:

“Haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten Allah’ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah’ın va’di haktır; ancak onların çoğu bilmezler.” (Yunus Suresi, 55)

Yukarıdaki bu resmin ve yapılan bu şok edici propagandanın tek kaynağı ise YALNIZCA BİR SERÇE PARMAĞI KEMİĞİ FOSİLİ idi.

“Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.” (Talak Suresi, 12)

20. yüzyıl evrim teorisinin her konuda hezimete uğrayarak yıkıldığı bir yüzyıl oldu. Bu hezimetlerden biri de, fosil kayıtları konusunda yaşandı. Evrimciler 19. yüzyılın ortasından bu yana dünyanın dört bir yanında kayıp fosil kayıtlarına ulaşmak umuduyla araştırmalar yaptılar. Ancak tüm bu araştırmalara rağmen, evrimin öne sürdüğü ve canlıların ilkel türlerden gelişmiş türlere kademe kademe evrimleştiği iddiasını destekleyecek “ara geçiş formlarına” hiçbir zaman rastlanamadı.

Evrimciler, rekonstrüksiyonlarda burun ve dudakların yapısı, saçların şekli, kaş biçimi ve kıllar gibi fosil izi bırakmayan özellikleri kasıtlı olarak evrimi destekleyici nitelikte şekillendirirler. Ortaya çıkardıkları hayali varlıkları, aileleriyle yürürken, avlanırken veya günlük hayatın başka bir kesitinde gösteren ayrıntılı resimler hazırlarlar. Oysa bu çizimler tamamen birer hayal ürünüdür ve hiçbir fosil karşılıkları yoktur.

Geçmişte de Darwinistler tek bir domuz dişinden yola çıkarak, hayali Nebraska adamının, üstelik ailesiyle sosyal ortamda resmini çizmekte sakınca görmemiş ve bununla insanın hayali evrimine çok büyük bir ışık tuttuklarını iddia etmişlerdi.

Sayın Adnan Oktar’ın Darwinistlerin Serçe Parmağından Yola Çıkarak Yaptıkları Sahte Çizimlerle İlgili Açıklamaları

OKTAR BABUNA: Evet hocam iki tane resim çizmişler. Bunlar işte güya insanın atası bulundu gibi. Bir tane fosilin bile detayı yok hocam inşaAllah ana kaynaklarında bile. Birincisi bu. Bir tane daha var hocam onda da sadece bir serçe parmağı var. Serçe parmağından da bu çizimi yapmışlar hocam inşaAllah. Bir iki gazete de haber yapmış bunları. Böyle bir şey çizmişler.

ADNAN OKTAR: Bu nedir böyle?

OKTAR BABUNA: Serçe parmağından bunu çizmişler.

ADNAN OKTAR: Serçe parmağından bu mu olmuş diyorlar?

OKTAR BABUNA: Evet serçe parmağından, bir kere hem metotları hem hikayeleri de uydurma. Bir de mitokondriyel DNA’dan bahsediyorlar. O da sadece siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah mitokondri hakkında bilgi veriyor. Dolayısıyla insanın yapısıyla ilgili hiçbir bilgi yok. Halbuki ona güya dayandığını iddia ederek, güya bilimselmiş gibi gösterip.

ADNAN OKTAR: Parmağındaki mitokondriyi tespit mi etmişler, ne diyor?

OKTAR BABUNA: Evet onu söylüyorlar. “Mitokondriyel DNA’yı tespit ettik” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Kaç bin yıllık kemik?

OKTAR BABUNA: 40 bin yıllık kemik.

ADNAN OKTAR: Orada ne bulmuşlar.

OKTAR BABUNA: Güya üçüncü bir tür gibi böyle ortaya çıkardılar. Yani bu kendi iddialarına biraz farklı görünmüş onlara güya. Ondan da bu çizimi yapıyorlar ki, bir parmak kemik parçasından yapmışlar bu çizimi.

ADNAN OKTAR: Farz edelim böyle bir hayvan bile olmuş olsa, böyle bir varlık bile olmuş olsa yine mükemmel bir varlık olmuş oluyor. Tepeden tırnağa, her yönden, simetrik, düzgün mükemmel bir varlık oluyor. Madem hayal dünyaları geniş, bunu bir bütün olarak çizsinler. Değil mi? Hayali değil. Ressamlarına söylesinler bu resmin tamamını yapsın. Bakın eciş bücüş yapamadı resmi yine düzgün yapacak mecburen. Bakın onu bile akledemiyorlar. Eciş bücüş yapalım da bunları belki kandırırız da diyemiyorlar. Yine düzgün yapıyor. Çünkü yalan olacağı kanaatindeler. Yani kimsenin inanmayacağı kanaatindeler herhalde. Mesela bak bunu yaparken kafasının bir tarafını daha iri yapabilirdi. Daha gelişmiş yapabilirdi, bozuk yapabilirdi. Bir gözünü küçük bir gözünü büyük yapabilirdi. Veyahut 3-4 gözlü yapabilirdi. Değil mi? Burnunu ensesinde yapabilirdi ressam arkadaş. Ama bakın ona cesaret edemiyor. Edemiyor yani “Mutasyon böyle olur arkadaş” diyemiyor. Bakın o yapan ressam arkadaşa benim tavsiyem böyle bir resim yapsın. Böyle simetriye uygun resim yapmasın da, asimetrik ve mutasyona uygun yani mutasyonun gerçekten tahrip ettiği bir mahlukun resmini yapsın. Uydurma resim öyle olur. Ama onu da hemen ispat ederim, inşaAllah. Ama yapamaz. Onun için şimdi uzaylıların marifeti olarak görüyorlar bunları da. Bu olayları da. Adam orada zaten bir konuyu bitiriyor. Bunu uzaylılar yaptı diyor. Yani uzaylılar, uzaylı niye böyle bir şey yapsın? Yakın çekim yap bir göster bakalım. Uzaylı bu kadar teknik çalışıyorsa, böyle bir mahluku niye yapsın? Ne işine yarar? Değil mi? Uzaylı alasını yapar adam yani, yanlış anlamıyorsam onların tarif ettiğine göre. İddia ettiklerine göre mitokondri, koful yapabilecek yetenekteyse adam, niye böyle bir mahluk yapsın? Dehşetli bir şey yapar. En az kendi gibi bir şey yapar. Niye bunu yapsın?” (Sayın Adnan Oktar’ın 6 Nisan 2010 tarihli Gaziantep Olay TV’de canlı olarak yayınlanan röportajından)