Dokunma Hissi Hakkında Hiç Bilmediğiniz İnce Detaylar

Dokunma Hissi Nasıl Gerçekleşir?

İnsanlar deri yoluyla üç temel şeyi algılarlar: Basınç, sıcaklık ve ağrı. Elimize ameliyat eldiveni giyip parmağımızı soğuk bir suya batırdığımızda parmağımız suya değmediği halde ıslaklık hissederiz. Çünkü derimizin ıslaklık olarak algıladığı duygu, basınç ve sıcaklıktır. Islaklık hissini yaşatan ise beynimizdir.

Basınç, sıcaklık ve ağrı ile ilgili duyular çok farklı biçimlerde kendini gösterirler. Basınç alıcılarının hafifçe uyarılması gıdıklanma hissine, ağrı alıcılarının hafifçe uyarılması ise kaşınmaya yol açabilir. Her iki his de fiziksel olarak var olan bir nesneden değil, sinirsel bir iletimden kaynaklanır. Yani siz bir cisme dokunduğunuzda onun sert, yumuşak, ıslak, yapışkan veya ipeksi olduğunu beyninizde algılarsınız.

Bedenimizin Her Yeri Neden Aynı Hassasiyete Sahip Değildir?

Görme özürlü biri, parmak uçları ile Braille alfabesini (kör alfabesini) okur. Ancak bunu, vücudunun bir başka yeriyle örneğin parmağın eklem yerleri ya da dış yüzeyleri ile yapamaz. Çünkü parmak uçlarındaki algıya hassasiyet derecesi, alıcı sayısı ile bağlantılı olarak çok daha fazladır.

Vücut yüzeyine yayılmış halde 640.000 kadar hassas deri alıcısı vardır. Parmak uçlarında yoğun olarak m2’de 9.000 tane alıcı bulunmaktadır. Bu alıcılar, parmak uçlarımızdaki hafif bir sürtünmeye bile milisaniye içinde tepki verirler. Bu sayede parmak uçlarımızla çok hassasiyet gerektiren işleri bile yerine getirebiliriz.

Ancak sırtımız parmak uçlarımız gibi hassas değildir. Bu da son derece hikmetlidir. Eğer aksi olsaydı, sırtımız en ufak bir pürüzü yoğun olarak hissedeceği için elbiselerin vücudumuza değmesi veya bir yere yaslanmak son derece rahatsız edici olurdu. Diğer taraftan bir nesnenin yumuşaklığını, sertliğini algılamamız veya bir şeye dokunmamız için parmağımız yerine sırtımızı kullanmamız gerekirdi. Bu detaylar düşünüldüğünde, Yüce Allah’ın vücudumuzu ihtiyacımıza ve kullanım kolaylığına yönelik çok özel bir yaratılışla var ettiği açıkça görülmektedir.

Neden Giydiğimiz Kıyafetleri Bir Süre Sonra Hissetmeyiz?

Dokunma alıcıları ani değişikliklere cevap verirler, fakat sabit bir uyarıya kısa sürede adapte olurlar. Örneğin kol saatimizi ilk taktığımızda metalinin serinliğini, kalınlığını, ağırlığını hissederiz; bir süre sonra ise varlığını unutur ve derimize dokunan nesneleri sürekli olarak algılamaya ihtiyaç duymayız. Çünkü beyin, temasın başlangıcı ve sonu hakkında bilgilendirilir, fakat mucizevi bir şekilde ara aşamalarda beyne bilgi akışı olmaz.

Eğer vücudumuz giydiğimiz kıyafetlerin, taktığımız aksesuarların varlığını her an hissediyor olsaydı, kuşkusuz bu son derece rahatsız edici olurdu. Ancak saatin kayışı açılıp düşecek gibi olursa derimizdeki yeni etki dikkatimizi çeker. Derimizin sabit uyarılara adapte olması son derece hikmetlidir ve Rabbimiz’in çok büyük bir rahmetidir.

Yüce Allah’ın her şeyin Yaratıcısı olduğu bir ayette şöyle bildirilmiştir:

“İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’ndan başka İlah yoktur. Herşeyin Yaratıcısıdır, öyleyse O’na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir.” (En’am Suresi, 102)

Ağrı ve Acı Hisleri Nasıl Oluşur?

Ağrı ve acı hisleri, vücudumuzda bir dokunun hasara uğradığını bildiren ikazlardır.

Sinir alıcılarımızdan birkaç milyonu acıları algılar ve ne kadar çok darbe alırlarsa o kadar şiddetli uyarılırlar. Örneğin bacağımızı masanın kenarına çarptığımızda ya da yerdeki kırık cam parçasına bastığımızda ağrı ya da acı hissederiz.

Ağrı ve acı hislerinin hayatımızda çok önemli bir yeri vardır, çünkü bunlar vücudumuzda bir sorun olduğunu bildirirler. Cildimizdeki alıcı hücreler bize zarar veren şeylere tepki verdiğinde -beynimize acil mesajlar gönderdiklerinde- ağrı ve acı hissederiz. Bunun üzerine bu rahatsızlığı gidermek için hemen önlem alırız.

Bazı hisler acı, bazıları batma, bazıları yanma, bazıları da ağrı şeklindedir. Batma hissi beyne en hızlı şekilde -saniyede 30 metre hızla- gider. Bu hissi algılayan alıcıların yeri tam derinin dış katmanındadır. Yanma veya acı hislerinin sinyalleri ise beyne, batma hissine kıyasla daha yavaş  -saniyede 2 metre hızla- giderler.

Batma, yanma ve acı hislerinin algılanış hızındaki farklılıkta da büyük hikmetler vardır. Örneğin ilk önce keskin bir batma acısı hissetmemiz -örneğin bir arının iğnesinden sonra- yavaşça yanma hissinin oluşması son derece önemlidir. Çünkü batma hissi tehlikeye karşı hızlı bir koruma sağlar.

www.yaratilisvebilimsiteleri.imanisiteler.com

Dokunma Hakkında…

  •  Eğer derimizi üzerimizden çıkarıp düz bir zemine yerleştirebilseydik yaklaşık iki metrekarelik bir alan kaplardı. Bu bakımdan derimiz bedenimizdeki en büyük organdır.
  •  Derimiz, bedenimizi sararken içimiz ve dışımız arasındaki sınırı oluşturur. Kalınlığı yer yer 1 mm’den daha az olan bu hem geçirimsiz hem de geçirgen sınır üç katmandan oluşur:

– En dıştaki katman kansız üst deridir (epidermis).

– Alt deri (dermis) katmanında kolajen, elastin ve sinir uçları vardır.

– En içteki katman olan deri altı yağ dokusu, tampon, yalıtıcı ve beden için enerji kaynağı görevi gören dokuyu içerir.

  • Derimiz olmasaydı bedenimizin içi bakteriler, virüsler, ani sıcaklık değişimleri ve mor ötesi ışınımlar karşısında ayakta kalamazdı.
  • Deriye rengini temelde üst deride bulunan melanositlerin ürettiği kahverengimsi bir pigment olan melanin verir. Herkeste yaklaşık olarak aynı sayıda melanosit bulunur, açık ve koyu tenli insanlar arasındaki farklılığı meydana getiren, melanositlerin ürettiği melanin miktarıdır.

Yaralanmadan Sonra Acı Hissi Neden Azalır?

İnsanlar yaralandıkları anda ve yaralandıktan kısa bir süre sonra acı hissi azalır. Böylece insan, yaralı olduğu halde kendisini koruyacak veya tehlikeden kaçabilecek gücü bulur.

Acı hissinin iletilmesi de sinir hücreleri aracılığıyla olur. Söz konusu hücreler, acı, sızı, ağrı ve üzüntüyü yok eden, vücudu rahatlatan “endorfin” maddesi içerirler.

Endorfin, adeta beynimizin ürettiği bir ağrı kesicidir. Endorfin ağrının ilk hissedildiği anda salgılanır, ama ilk kriz atlatıldığında etkisi geçer. Bu sayede ciddi olarak yaralanan insanlar bile, belli bir süre için şiddetli bir ağrı hissetmezler. Ağrı kesici ilaçlar da aynı mantıkla işlev görürler. Pek çoğu hastalıkları ve yaraları tedavi etmezler; bunlar sadece ağrıyı hissetmemizi engelleyen kimyasal maddelerdir.

Yaralanma esnasında acı hissinin azalması, Allah’ın insanlar üzerindeki rahmetinin ve hikmetli yaratışının örneklerinden birini oluşturmaktadır. Rabbimiz’in üstünlüğü Kuran’da şöyle haber verilmiştir:

“Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz?” (Nahl Suresi, 17)

İnsan bedeninin her milimetrekaresinde karşımıza çıkan, Yüce Allah’ın ilminin, sanatının, aklının üstünlüğü, insanlara çok önemli deliller sunmaktadır. Bu deliller, bizlere, Allah’ı gereği gibi takdir etmemizi, bizi yaratan Rabbimiz’i tanımamızı, O’nun üzerimizdeki rahmetini görmemizi ve O’na gereği gibi şükrederek kulluk görevimizi yerine getirmemizi hatırlatmaktadır. Tüm insanların bu konudaki önemli sorumluluğu Kuran ayetlerinde şöyle bildirilmiştir:

“Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti. Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.” (İnsan Suresi, 1-3)